Okuyan İnsanın Ruhsal Boşluğu Yoktur – Röportaj: Merve Akbaş

Klasik bir pazar gününüzü tarif eder misiniz? Günlerim fotoğraf ve muhteva olarak birbirine benzer. İş hukuku pazar gününü dinlenmeye ayırsa da bu armağanı kabul edecek zamanım olmaz. Rahmetli babam benden talep ettiği işi birkaç gün içinde yapacağımı söylediğimde, “Geç kalma asırlar geçmiş,” derdi. Kur’ân-ı Kerîm, Ashab-ı Kehf’in üç yüz dokuz sene uyuduğunu bildiriyor. Düşünebiliyor musunuz yüzlerce sene uyuduktan sonra yeni bir çağa gözlerinizi açıyorsunuz. Paranız geçmese de taze bakışlarınızla hayata yeniden katılma heyecanını taşıyorsunuz. Biz modern zamanın insanları her gece

Okumaya Devam Et

Yapay Zekâ Aklın Sınırlı Alanında Faaliyet Gösteriyor

Tasannu edebiyatın en büyük düşmanıdır. Bir metin samimiyetini kaybettiğinde etkisini de kaybeder. Yapay zekâ şöyle dursun normal zekâ dahi yapaylığa meylettiğinde plastikleşir cümleler. Yazıyı değerli kılan şey teknik açıdan iyi olmasından çok bir ruhu olmasıdır. Yapay zekâ aklın sınırlı alanında faaliyet gösteriyor. Verilerle tahdit edilmiş bir akılsa eksik bir akıldır. Ne kadar gelişmiş olursa olsun yapay zekâ insanı geçemez. İnsan, kendini geçecek bir şey icat edemez çünkü. Kendi sınırlarını tam olarak keşfedememiş bir varlıktan bunu bekleyemeyiz. Sanatın insanı kendi sınırlarının ötesine

Okumaya Devam Et

ZİYA OSMAN’IN ŞİİRİ KENDİ GİBİYDİ: SAMİMİ

Ziya Osman’ın “Şiirin beşeri olduğu nispette hafızalarda kalacağına inanırım.” hükmü hakkında ne dersiniz? Şiirin gücü samimiyetindedir. Onu kendi olmamak çürütür. Zorlama imgeler yapaylaştırır. Nazım Hikmet’in Orhan Kemal’in şiirlerini eleştirirken söylediği şu sözleri Ziya Osman’ın şiirin beşeri olması gerektiğine dair düşüncesiyle özdeşleştirebiliriz: “Samimiyetle duymadığınız şeyleri niçin yazıyorsunuz? Bakın, aklı başında bir insansınız… Duyduklarınızı, hiçbir zaman duyamayacağınız tarzda yazıp komikleşmekle kendi kendinize iftira ettiğinizin farkında değil misiniz?” Nitekim şiirinin masaya yatırıldığı o günü anlatırken Orhan Kemal, “…Taşkın hislerimi samimiyetle, insan gibi değil

Okumaya Devam Et

Ayinesi Samimiyetidir Şairin – Röportaj: Sevde Yaşar ÇİMEN

Kitapta adı geçen şairler, Türk edebiyatının kalbini oluşturan, temelini atan, harcını karan ve koyduğu tuğlalarla edebiyatımızı adım adım yükselten isimler. Öyle ki her birini yazarın gözüyle yeniden görüyor, hayatlarına dair belki de bugüne kadar hiç duymadığımız şeyler öğreniyor ve hafızalara kazınan mısralarıyla adeta bir şiir şöleni yaşıyoruz. İyi bir yazar tarafından yazılmış iyi bir kitabı okumanın keyfi başkadır. İyi bir şair tarafından yazılmış iyi bir kitabı okumanın keyfi ise bambaşkadır. Ali Ural’ı ilk olarak “Posta Kutusundaki Mızıka” kitabıyla tanımıştım. “Sevgili

Okumaya Devam Et

MARA VE ÖTEKİ ŞİİRLER ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

          İlk baskısı 2017 yılında yapılan Mara ve Öteki Şiirler, şair A. Ali Ural’ın önemli şiir kitaplarından birisidir. ‘Mara’ ve ‘Öteki Şiirler’ olmak üzere iki bölümden oluşan eserde toplamda yirmi şiir yer almaktadır.             ‘Mara’, Ali Ural’ın on bölümden oluşan en uzun şiiridir. Ali Ural, Mara’da okurlarına hem gerçek dünyanın, hem de gerçeğin dışında farklı bir dünyanın kapılarını açıyor. “Köklerini derine salmadın Mara uçup gidecek gibi yaşadın dağlarda” dizeleriyle başlayan ‘Mara’, hem dışa hem de içe doğru genişleyerek okuyucusunu kalbinden

Okumaya Devam Et

ŞAİRLER GÖKTEN ZEMBİLLE İNMEZ GÖĞE ŞİİRLE ÇIKARLAR

“Şairin Şairleri” isimli yeni bir kitabınız çıktı. Öncelikle hayırlara vesile olmasını dilerim hocam. Bu kitabı yazma fikri gönlünüze nasıl düştü? Şairler “rahatı kaçan ağaç”lardır, rüzgâr estikçe tohumlarını boy verdikleri topraklara saçan. Rahatsızlıksa bulaşıcıdır. Şiir tohumu toprağımıza karıştı mı meyvelerini verene kadar huzursuz eder bizi. Böylece eski şiirlerden yeni şiirler vücuda gelir. İlimde icazet var da şiirde yok mu! Şiir icazeti, bir ustanın bilgi ve tecrübesiyle yoğrulmanın mahsulü olarak elde edilebileceği gibi ustaların eserleriyle kurulan ruh ve marifet bağının göksel bir

Okumaya Devam Et

ŞAİR GÖZÜ VARLIKLARI AKIŞKAN HALE GETİRİYOR – Röportaj: Yunus Nadir Eraslan

İzninizle ilk soruma bir röportajınızdan süzdüğüm şu şiirsel ifadenizle başlamak isterim: “Farklı türlerin elbiselerini giyseler de şiirden başka bir şey yazmadım. Şiir atından hiç inmedim.” Şairin şiir dışında yazdıkları da şiire dahil midir? Şiir bir kere kana karışmaya görsün hayatın her alanına nüfuz ediyor. Kral Midas’ın dokunduğu her şeyi altına çevirmesi gibi değil hayır. Midas’ta hayat hırsı vardı şairde hayat hassasiyeti var. Bu yüzden hayat hikayesi de yazdığı hikayeler de şiirle kaplanıyor. Denemelere gelince onlar bir iç konuşmadır zaten. Kendi

Okumaya Devam Et

A. Ali Ural Söyleşisi – Röportaj: Emin Gürdamur

Ayların en kıymetlisi olan ramazan-ı şerifi idrak ettik. Değerli Hocam, ramazan ve ramazan bayramları sizin muhayyilenizde, düşünce dünyanızda nasıl makes bulmakta, hangi yönleriyle öne çıkmaktadır? Ramazan, Kur’ân-ı Kerîm’in insanlığa armağan edildiği ay. Kur’ân şuuru ayı. Bizi şuurlu bir mümin olmaya davet eden otuz kutlu gün. Geçen ömrümüzü kalıcı kılmak, zayıflayan irademizi güçlendirmek, dağılan dikkatimizi toparlamak için bir tazelenme imkânı. Oruca bir “kalp yumuşatma eylemi” olarak da bakabiliriz belki. Zira kalp, yumuşamadan iyiliklere yönelemiyor. Bayrama gelince; nefis maratonunu tamamlayıp ipi göğüslemeye

Okumaya Devam Et

A.ALİ URAL:  ŞAİRLER KAHRAMANLARIN KAHRAMANLARIDIR – Röportaj: Ercan Ata

1) Sizin biyografinizi ve hakkınızda yazılan bazı yazıları okuyunca şairliğinizin çocukluğunuzda itibaren başladığını fark ettim. Sahi çocukla şairlik arasında nasıl bir ilgi var? Her çocuk şairdir. Dünyayı olduğu gibi değil benzettiği gibi gördüğü için şairdir. Ağaç dalını ata, leğendeki suyu denize çevirmesi şiirdir çocuğun. Her çocuk şairdir. Dünyaya hayretle baktığı için şairdir. Hiçbir şey yoktur ki yeryüzünde çocuklar ona hayretle bakmasın. Boşalmış bir ilaç şişesine kaşıkçı elması gibi bakar çocuk hayretle, tahta üzerine çaktığı eğri büğrü çiviler bir anda futbol takımının

Okumaya Devam Et

BÜTÜN İNSANLAR KUDÜS’E GEÇ KALDI- RÖPORTAJ: ERAY SARIÇAM

Alain de Botton, seyahat fikrini ve doğrudan seyahati de sanat olarak tarif ediyor.  Eugenio Borgna ise “Her kapalı kurumda can sıkıntısı tehlikesi gizlidir,” diyerek, seyahatin önemini vurguluyor sanat ve yaratıcılık noktasında. Peki, sizin nezdinizde seyahat nedir? Seyahat ve şiir/edebiyat nerede buluşur; nereye varırlar birlikte? Seyahat insanın kendini ve yaşadığı beldeyi tazeleme vasıtasıdır. Bir katarakt ameliyatıdır alışkanlığın perdesini gözlerden alan. Emanet bıraktığınız heyecanı iade eden bir rehinci dükkânıdır. Sevdiklerinizi yeniden sevmenizi sağlayan bir özlem iksiridir. Kendine yeni bir gözle baktırıp neşelendiren

Okumaya Devam Et

Türk edebiyatının yeni ve güçlü kalemlerle ihya edilmesi millî bir meseledir

-“Başlangıç”a gitmek istiyorum. Şiire ilginiz, Mavera’da ilk şiirinizin yayımlanması, Körün Parmak Uçları’nın ilk adımları ve Şule Yayınları. İlk şiiriniz 1982’de Mavera’da yayımlandı ama ilk kitabınız Körün Parmak Uçları’nın yayımlanması 1998’de. Bu uzun bir süre, hazırlığınız neydi?-Dokuz yaşından beri şiir yazıyorum. Mavera buzdağının görünen kısmı. Şiire başlama tarihim değil. Bilgim dâhilinde olmasa da birkaç şiirimin Cahit Zarifoğlu’na ulaşma ve birinin yayımlanma tarihi. Körün Parmak Uçları ilk şiir kitabım evet fakat ondan önce yayımlamadığım birkaç defter şiirim var. Bu, bazı kitapların bizzat

Okumaya Devam Et

Sezai Karakoç Nereye Adım Atsa Yeşeriyor

Ali Ural’ın dünyasında Sezai Karakoç ne ifade ediyor? Sezai Karakoç mısralarıdır âb-ı hayatı modern Türk şiirinin. On üç sağnak yağmurla toprağa toprak olduğunu hatırlatmıştır, şiire şiir olduğunu. Bahar sağnağı, ateş sağnağı, gölge sağnağı, geometri sağnağı, akış sağnağı ki bu sağnak “Geceleyin âbıhayat için millet yolculuğu”dur aynı zamanda. Dirilişi hayatın bütün alanlarına ark ark taşımaktır. Sağanaklar böyle devam eder on üç şiir kitabı boyunca.“Dosta düşmana karşı bir iyi konuş”muştur. Tutunacağı yeri bilmiştir çünkü. Dahası tutunsun diye şairler maziye, yeniler alıp satmıştır

Okumaya Devam Et

Şiir Yaşanılanı Güncellediğinde Şiir Oluyor – Röportaj: Eray Sarıçam

A.Ali Ural:  Şiir Yaşanılanı Güncellediğinde Şiir Oluyor Kâğıda Sarılı Rüzgâr… Geçici gibi gözüken fakat her zaman var olan “rüzgâr” kelimesiyle isimlendirmişsiniz kitabınızı. Büyük binalar arasındaki rüzgâr hâlâ şiire ait mi? Yalnız rüzgârlar değil büyük binalar da şiire dahil. “Gizli Buzlanma”daki bir şiirimin ilk mısraı: “acemi şairim gökdelenin elli ikinci katında göğe bakmak zor gelir”. Şiir sahip olduklarımızdan çok mahrum olduklarımızdan doğuyor. Betona rağmen baharın coşkusunu duyabiliyorsanız bu gerilim şiirinizin enerjisi olabilir. Tolstoy’un Diriliş romanının giriş cümlesini hatırlayalım: “Yüz binlerce insan

Okumaya Devam Et

Gerçek Şairler Maskesiz ve Mesafesizdir – Röportaj: Sevda Dursun

A.Ali Ural: Gerçek Şairler Maskesiz ve Mesafesizdir Beş yıl aradan sonra çıkan yeni şiir kitabınız “Kâğıda Sarılı Rüzgâr” hayırlı olsun. Yaklaşık beş-yedi yıl aralıklarla çıkartıyorsunuz şiir kitaplarınızı. Nasıl demleniyor şiirleriniz? Demlemekle yazdıktan sonra beklemeyi kastediyor olmalısınız. Oysa ben yazmadan bekliyorum. Şiir, beklerken kapımızı çalmaz. Kapı çalana kadar biz onu harf harf damıtırız hayattan. Görerek, işiterek, dokunarak, koklayarak ve tadarak. Yetmez sezerek, hayal ederek ve hafızamızda biriktirerek. Düşündüğümüz her şeyi söylemek gücümüz dahilinde değildir. Bu yüzden armağan biliriz söz nasibimizi. Nimet

Okumaya Devam Et

Edebiyat bir keşif gemisi, edebiyat bir dürbün, edebiyat bir büyüteç; yakınlaştırıyor ve yavaşlatıyor – Röportaj: Nurten Yalçın

A.Ali Ural: Edebiyat bir keşif gemisi, edebiyat bir dürbün, edebiyat bir büyüteç; yakınlaştırıyor ve yavaşlatıyor. Yavaşlatarak görmediğimizi, gözümüzden kaçanları göz önüne getiriyor. Hocam öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. İlk soruyla başlayayım: Edebiyat olmasaydı Ali Ural kim olurdu? Yahut şöyle sorayım Ali Ural yazmasaydı nasıl bir hüviyete sahip olurdu? Bir kader sorusu soruyorsunuz. İnsan ne olacağını henüz keşfetmiş değil. Yani bir gün sonrası hakkında bir kanaat sahibi olamayız. Hava durumunu bile belirlemek insanın kendi geleceğine ait bir şey belirlemesinden

Okumaya Devam Et

Bir okur olarak kâğıda dokunmak isterim – Röportaj: Ayşe Dilara Acar

Yayıncılık geçmişiniz bağlamında sizi tanıyabilir miyiz? 1987 yılında Çağrı Yayınları’nda editör olarak işe başladım. 1990’da Şule Yayınları’nı kurdum. 32 yıldır Şule Yayınları’nın sahibi ve genel yayın yönetmeniyim. Şimdiye kadar sekiz yüze yakın kitap ve Merdiven Sanat, Kitaphaber, Merdiven Şiir ve Karabatak adlı dört dergi yayımladım. Yayınevinizin bir kurulma hikayesi var mıdır? Şule, yayıncılıkta nasıl bir boşluk gördü ve neye talip oldu? Babam Kemal Ural, 1962 yılında Şule isimli bir dergi çıkarmış ancak dergi maddi imkansızlıklardan ötürü sadece sekiz sayı çıkabilmişti.

Okumaya Devam Et

Neyi nasıl okuyacağımızı bilmeden önümüze çıkan her kitaba sarılmak bizi talihsiz kazazedeler gibi kıyıdan uzaklaştıracak

Diyanet Dergisi: Her zaman tartışılan bir konudur. Çok fazla kitabı seri şekilde okumak mı daha iyidir, yoksa az kitabı dikkatle, döne döne okumak mı? Kendi okumalarınızdan hareketle siz bu soruya nasıl cevap verirsiniz? A. Ali Ural: Neyi nasıl okuyacağımızı bilmeden önümüze çıkan her kitaba sarılmak bizi talihsiz kazazedeler gibi kıyıdan uzaklaştıracak. “Okuma”fiili dünyamızda neye tekabül ediyor? Okurken kimiz, okumaktan muradımız nedir, okuma sonunda  elde ettiklerimiz ya da kaybettiklerimiz nelerdir? Ne okuyoruz ve okuma biçimimiz okuduklarımızı nasıl değiştiriyor? “Alımlama estetiği”nin, anlamın

Okumaya Devam Et

Bir devri daim içinde okumak yazmaya, yazmak okumaya dönüşür – Röportaj: SÜMEYYE ÖZGEN

1. Yazılarınızda en dikkat çeken şeylerden biri, unutulan küçük detaylardan, alışkanlıkla sıradanlaşmış şeylerden hareketle üzerinde düşünülmeye değer yeni ve özgün anlamlar üretiyor olmanız. Bu noktada klişe bir cevap vermeyeceğinizi bilerek şöyle klişe bir soru sorsam: Sizce edebiyat nedir, ne yapar ve nasıl inşa edilir? Edebiyat zombi olarak hayat sürmekten bizi kurtaran bir dirilticidir. Bir dil, düşünce ve hayal dirilticisi. Alışkanlık hastalığının yok ettiği duyularını insana iade eden bir kahraman. Çağın süper kahramanları gibi sahte değildir. Görsel ve işitsel efektlere ihtiyacı

Okumaya Devam Et

Yorulmak Sevmenin Başlangıcıdır – Röportaj: Sibel Kılıç

A.Ali Ural: Yorulmak Sevmenin Başlangıcıdır Bu ay Cahit Zarifoğlu’nun “Sevmek de yorulur” dizesinden yola çıkarak hazırladığımız dosyada şair ve yazar Ali Ural’a “Sevmek de yorulur mu?” diye sorduk. Ali Ural sevmeyi, sevmenin hâllerini, sevmekten hâlsiz düşmüşleri ve sevginin modern ve kadim olanla ilişkisini Cins’e anlattı. “Sevmek de yorulur” diyor Cahit Zarifoğlu. Siz ne dersiniz peki, sizce sevmek yorulur mu ya da sevmek midir yorulan yoksa insan mı?  “Haydi sen bütün onlara git benimle / Son sigaramdın / Gidişin antinikotin” mısralarını

Okumaya Devam Et

İnsan en zor kendisini dinliyor – Röportaj: ALİ SÜRMELİOĞLU

1- Köksüz edebiyat olmaz. Makyaj Yapan Ölüler’i “Ağaçlarıma yani anne ve babama” diye ithaf etmiş bir şair olarak A. Ali Ural, nasıl bir gölgelikte büyümüştür? Ağaçların gölgesi olduğu gibi kitapların da gölgesi olur. Ben babamın kitaplarının gölgesinde büyüdüm. Yazın serin, kışın sıcaktı. Elinde renk renk ispirtolu kalem, biliyorum benim için çizerdi satırların altlarını. Bıraktığı yerden aldığımda kitapları elime, baba gözü değmiş satırlarla yüzleşirdim. Bazı satırların yanına koyduğu soru işaretleri hâlâ cevabını bekliyor. Kuşlar içsin diye üzeri açık bırakılan su kapları

Okumaya Devam Et

KELİMELER DE EKMEK GİBİ RIZIKTIR

KELİMELER DE EKMEK GİBİ RIZIKTIR Ali Ural’ın kitaplarında neden biyografisi yok? Genç okurlarımıza sizi nasıl tanıtacağız? Bir kitapla okuru arasındaki en büyük engel kitabın başındaki yazar biyografisi ve ön sözlerdir. Bırakalım okur aracısız karşılaşsın eserle. Bu büyük karşılaşma ancak berrak zihinlerle büyük bir karşılaşma olur. Misafirliğe gittiği eve davetsiz bir arkadaşını götürmeye benzer, okurun ön yargılarıyla bir kitaba adım atması. Okurlarınız beni önce kitaplarımla tanısınlar. Sonra kim bu adam, diye merak ederlerse illaki bir yerlerden öğrenebilirler özgeçmişimi.  Çocukluğunuzdan beri şiirle

Okumaya Devam Et

ŞAİRİN SORUMLULUĞU AYNA OLMAKTAN VAZGEÇMEMEK – Röportaj: Şafak Çelik

Yeni şiir kitabınız Mara ve Öteki Şiirler hayırlı olsun. Bu dördüncü şiir kitabınız. Deneme, öykü türlerinde de eserleriniz var ancak bir söyleşinizde “Ben şiir atından hiç inmedim” demiştiniz. Şiir, yazar için çatıdır diyebilir miyiz? Meselenin doruğu şiirle mi görülür? Şiir, yazar için çatıdan çok temel olsa gerek. Temelin altta olması dorukta oluşuna gölge düşürmüyor. Tuğba ağacının kökleri gökyüzünde değil mi! Şiirle görmek, parmak uçlarıyla görmek gibi bir şey. Görmek yerine sezmek kelimesini tercih edebiliriz bu yüzden. Sezen ve sezdiren bir

Okumaya Devam Et

KİTAPLARIN DA İNSANLAR GİBİ KADERLERİ VARDIR – Röportaj: Burak Koç

Ali Hocam, edebiyat havasını soluyan, solumaya çalışan birçok kişi sizi şiirlerinizden ziyade “Posta Kutusundaki Mızıka” isimli eserinizle tanıyor. Bu kitabın böylesine geniş bir kitle tarafından okunmasını nasıl karşılıyorsunuz? Posta Kutusundaki Mızıka bir kapı oldu kimi okurlar için; bir karşılama kapısı. Fakat tanışmakla yetinmedi, bu tanışıklığı diğer kitaplarıma taşıyarak edebi bir dostluğa talip oldu okur. Her yazarın okurlarına merhaba dediği, ilk cümlelerini mırıldandığı böyle kitapları vardır. Ne Reşat Nuri, Çalıkuşu’ndan ibarettir ne Kafka, Dönüşüm’den.  Hermann Hesse’nin Bozkırkurdu romanı sağlığındayken okuruyla pek

Okumaya Devam Et

YAZMAK BİR ÖTE DÜNYADIR YAZARLAR İÇİN – Röportaj: Rıdvan Kaşıkçı

YAZMAK BİR ÖTE DÜNYADIR YAZARLAR İÇİN – A. ALİ URAL Klasik bir soruyla başlıyoruz. Yazmaya nasıl başladınız? Ne zamandan beri yazıyorsunuz? On yaşında şiir yazarak adım attım kelimelerin dünyasına. O günden beri bu büyülü âlemin bir parçası olmaya çalışıyorum. Yazmak bir öte dünyadır yazarlar için. Sık sık iltica ederler o gizemli beldeye ve geri dönerler tekrar. Bu dünyalarını öte dünyalarına, öte dünyalarını bu dünyalarına taşırlar. Bütün yaptıkları yolculuklarında gördüklerini okurlarıyla paylaşmaktan ibarettir.  Bir kitabı oluşturma süreci nasıl olur? Evet, bir

Okumaya Devam Et

YÜRÜDÜĞÜNÜZ İPİN ALTINDA GERİLMİŞ BİR AĞ YOK – Röportaj: Hatice Acır

A.ALİ URAL: YÜRÜDÜĞÜNÜZ İPİN ALTINDA GERİLMİŞ BİR AĞ YOK Marcel Proust Kayıp Zamanın İzinde’yi ısırdığı madlen kurabiyenin damakta bıraktığı tatla yazar, yani çocukluğuna yolculuk ederek. Sizi çocukluğunuza götüren renkler, kokular, tatlar, nesneler… neler? Ve o zamana dair unutamadığınız şeyler?  Baharda otların arasında kendiliğinden biten iddiasız sarı çiçekler vardır. Ankara’da dört beş yaşlarındayken evimizin önündeki arsada görmüştüm. Benim için çiçek onlardı. Kısa sapları vardı bu minik çiçeklerin. Kokmazlardı. Fakat ben onları koklamaktan vazgeçmez, minik demetler yapıp anneme getirirdim. Bir de üflendiğinde

Okumaya Devam Et

Edebiyatçılar Allah’la kurdukları bağ nispetinde büyük eserler verebilmişlerdir – Röportaj: MEHTAP ALTAN

Mehtap Altan: Garip… Çok garip bir durum yaşıyorum şu an. İlk defa bir söyleşinin ilk sorusu kendini naza çekiyor! Ama bir şekilde başlamak lâzım biliyorum. Her şeyin bir naz makamı vardır deyip okur gibi yapmayıp gerçekten okuyanlar için A. Ali Ural neden bir mimar, doktor, arkeolog, aşçı olmadı da edebiyatçı oldu desek? A. Ali Ural: Mimar olmadığımı kim söylemiş! Sözün de ağırlığını taşıyan, boşluklarını paylaştıran, aydınlığını gözeten ögeleri vardır. Pencere Sen Aç Beni adlı şiirimde geçen bazı kelimelere bakın: “Asma

Okumaya Devam Et

Her zaman, kendi sözcülerini getirir – Röportaj: KAAN MURAT YANIK

Okumak ile yazmayı bütünleştiren nokta sizce nedir? Günümüzde birçok yazar varken hala okuyan sayımızın az olması ironik değil mi sizce de? Okumakla yazmak birbirinden ayrı değil ki bütünleştirici bir noktaya ihtiyacı olsun. Ayrıca okur sayısının çoğalması için yazar sayısının çoğalması gerekmiyor. Okumayışın nedeni, yeterli sayıda yazar olmayışı falan değil, sığ yaşamak. Kaliteli yazar bulunabiliyor ama kaliteli okur bulmak zor son dönemlerde. Sizce bunun sebebi okurun kitaplara ulaşmakta güçlük çekmesi mi yoksa çok fazla kitap çıktığı için seçememesi mi? Bir kütüphane

Okumaya Devam Et

ALIŞKANLIKLA TARUMAR ETTİĞİMİZ DÜNYAYI İHTİŞAMLI BİR BAKIŞLA YENİDEN İHYA ETMEDEN NE SÖYLEYEBİLİRİZ – Röportaj: MEHMET ERTUNÇ

Şiir, deneme, öykü, portre, inceleme gibi edebiyatın birçok türünde eserler veriyorsunuz. Bütün bu türlerde yazarken kaleminizin zindeliğini nasıl sağlıyorsunuz? Farklı türlerde yazmanın kolaylıkları ve zorluklarını merak ediyorum. Demircinin demirle kuyumcunun altınla kurduğu ünsiyetten sonra başlar yolculuğu. Yeter ki boyun eğsin ele cevher.  Sözü örse yatırabilirse şair ne yollar aşırtır ona. Kelimeyi şekil almaya razı etmek elbette kolay değil. Cevher ne denli zengin olursa olsun eritici bir sıcağa ihtiyaç var. Yüksek hararet olmadan yüksek edebiyat olmaz. Nasıl yaşadığınızla nasıl yazdığınız arasında

Okumaya Devam Et

SONSUZ BİR SAVRULMA İÇİNDE İNSAN – Röportaj: İNCİ EREN

Yedi yıllık bir aradan sonra üçüncü şiir kitabınız “Gizli Buzlanma”yı yayınladınız. Çok bekleyip az söylemenizi, şairin “çok” ve “hız”dan kaçarak evrimini doğal akışı içerisinde tamamlama arzusuna bağlayabilir miyiz? Her şairin kendine özgü bir taşıma süresi var şiirini dünyaya getirmeden önce. Tanpınar’ın ilk şiir kitabı altmış yaşındayken, Yahya Kemal’in şiir kitapları ise ölümünden sonra yayınlandı. Yahya Kemal için şiir aranması ömür boyu sürecek “Nadir” bir şeyken, Tanpınar, “Bir şiir gerçekten şiir mi?” sorusuyla “tekâmül zincirinde yeni bir halka” olup olmadığını sorguluyordu

Okumaya Devam Et

ÖZGÜR AÇILIM RÖPORTAJI – Röportaj: ŞEYMA ÇALIŞKAN

A. Ali Ural’ı tanıyalım. Nerelisiniz? Aileniz? İlk gençlik çağlarınızda nasıl bir ruh iklimini teneffüs ediyordunuz? Samsun Ladik’te doğdum. Babam Rizeli, annem Afyon Bolvadinlidir. Babaannem Erzincanlı, anne tarafından büyük dedem (Aşık Zülâli) Kars Posofludur. Ankara’da büyüdüm. İstanbul’da yaşıyorum. İlk gençlik çağlarım Ankara’da gençti. İçe dönük bir gençtim. İçe dönük olmak beraberinde kendi içinde derinleşmeyi getiriyor. Kitap okunan bir evde yaşıyordum. Babam, annem, ablam, kardeşlerim herkesin elinde bir kitap vardı. Babaannem ilkokul öğretmenliği yapmış “Osmanlı Kadını” tabir edilen bir hanımefendiydi. Edebiyata onun

Okumaya Devam Et

GELENEKTEN SONRASI YALNIZ YÜRÜNECEK – Röportaj: ADNAN ÖZER

Geleneğin bilgisi, kaynağımız olan felsefi tasavvur, özel olarak şiir edebiyatımızın geleneği modernizmin limitlerine ulaştığımız şu dönemde sizin için nasıl bir hareket noktası oluyor? İnsanın sahip olduğu değerler arasında biri vardır ki kendisi de çoğu zaman farkında değildir bu mülkünün: Dünyayı ve hayatı tazeleyecek kudretli bir bakış. Yunus’un ifadesiyle “Her dem yeni doğmak”tır bu. Yeryüzünde ve gökyüzünde olan biteni yeniden yorumlayacak bir güce malik olduğunu fark etmektir heyecanla. Ancak buradaki “yeni”yi “modern”  olarak düşünmek bize yanlış kapılar açar. Zira Batı düşüncesinin

Okumaya Devam Et

Edebiyatın okulu değil atmosferi olur – Röportaj: BÜŞRA YILDIRIM

Edebiyat için “Anlamaktan yahut anlaşılmaktan ziyade, anlamaya çalışmaktır.” “Edebiyat, bir yalandan ibarettir; hangi yazar daha kaliteli yalan söylüyorsa onu okuruz.” gibi tanımlar yapılıyor. Sizce edebiyat nedir, hayatın neresindedir? “Edebiyat hayatın neresindedir?”sorusu bana Aşık Dertli’yi hatırlattı. Dertli’ ye saz çalmak şeytan işidir, demişler de “İçinde mi, dışında mı burgusunun başında mı, göğsünün nakışında mı? Şeytan bunun neresinde?” diye cevap vermiş. Edebiyat hayatın bir parçası değil, bizatihi kendisidir. Belki de bir tereddüttür hayatın karşısında duyulan. Bir duraksamadır, hızla akıp geçeni fark etmek

Okumaya Devam Et

ŞULE YAYINLARI ÇOCUKLUK HAYALİMDİ – Röportaj: ÇİĞDEM GÜZELHAN KILIÇ

Şule Yayınları ne zaman kuruldu, yola çıkış hikâyesi nedir? Şule yayınları 1990 yılında kuruldu ancak mazisi daha eskiye dayanıyor. Babam Kemal Ural Bey,  1961 yılında  “Şule” isimli bir düşünce dergisi çıkarmış ancak şartlar derginin uzun ömürlü olmasına izin vermemiş. Bu yüzden çocukluğumda babamın yarım kalmış idealini gerçekleştirme arzusu duydum, o arzuyla büyüdüm. Hayalim, bir yayınevi kurup, adını Şule koymaktı. Kader, üniversite eğitimim sonrası bana bütün kapıları kapatıp yayıncılık kapısını açtı, bir yayınevinde editör olarak çalışmaya başladım. 3 yıl sürdü bu

Okumaya Devam Et

Edebiyat hayatın gizli yüzüdür

“Sekiz yaşımda yazdığım ilk şiirimle kırk sekiz yaşımda yayınladığım ikinci şiir kitabım arasında garip bir imge ortaklığı var. Çocuk Ali Ural’ın yazdığı ilk şiirin adı “Aşı”, bir ömür sonra yayınladığı ikinci şiir kitabının adı ise “Kuduz Aşısı”, ne tuhaf! Çiçek aşısıyla, kuduz aşısı arasında geçen bir şiir serüvenim var.”diyorsunuz bir röportajınızda. Şiir serüveninizi bize kısaca anlatır mısınız? Çocukluğumdan beri bir film seyreder gibi izliyorum dünyayı. Beş yaşındayım, Ankara’da bir bodrum katı dairesinde oturuyoruz. Yağmur yağdığında damlaların yere çarptığında baloncuklar yaptığını

Okumaya Devam Et

YAZI KAYITTIR – Röportaj: HAVVA EMRE

Bazı yazar ve şairlere sorulan “Niçin yazarsınız?” sorusuna verdikleri cevap: “Varoluşlarını meşrulaştırmak” olmuştur. Ali Ural niçin yazar diye sorsak ne cevap verirsiniz? Yazmak bir sonuçtur. Yaşanan hayata ve ruhta olup bitenlere kayıtsız kalamayışın bir sonucu. Basınç olmadan toprağın altındaki su yeryüzüne çıkmaz. Bu basıncı oluşturacak olan şey de hayatın kendisidir. Yazar algı donanımı hassaslaşmış bir insandır. Dolayısıyla evrende var olan her şey onun alıcıları tarafından emilir. Fakat pasif bir makine değildir insan. Sadece emmekle yetinmez, an gelir coşkuyla tepki verir

Okumaya Devam Et

ATEŞİN ÇAĞRISINA RÜYALAR KOŞTU – Röportaj: MERYEM UÇAR

 Öncelikle kitabınız hayırlı olsun. Diğer kitaplarınızda olduğu gibi yine ilginç bir ad vermişsiniz kitabınıza: “Fener Bekçisinin Rüyaları” Kim bu fener bekçisi? Bir şeyler için uykularından vazgeçmeyi göze alabilen herkes. Sahip olmadığı gemilere yol göstermeyi angarya kabul etmeyen herkes. Başkalarının özgürlüğü için hapsedilmeyi kabul eden herkes. Fakat fener bekçisinin rüyalarından söz ettiğinize göre bekçi uykularından vazgeçememiş? Hayatın kendisi bir düşten başka bir şey değil. Fener bekçisi yalpalayan rüyalara kıvılcımlar düşürebilmek için çırpınıyor. Bu hikayeleri birer kıvılcım olarak düşünebilir miyiz? Düşler hem

Okumaya Devam Et

İNSAN, EDEBİYAT VE HAYAT ÜZERİNE – Röportaj: BETÜL ZEHRA ŞENER

Edebiyat, yalnız insanların işi mi? Edebiyat yalnızlığın çocuğudur. Bu edebiyatçının Fildişi Kulesi’ne çekilip insanlarla görüşmemesi, onlarla beraber olmaması anlamına gelmez. Anton Çehov ve Sait Faik gibi pek çok yazar kahvede, çarşıda, pazarda insanlarla hemhal olmuştur. Fakat bu, onların yalnız kalmadığını göstermez. Yalnızlığı olmayanın yazacak bir şeyi yoktur. İnsan yalnız kalabiliyor mu? İnsanlık yalnız kalmayı başaramadığı için bu kadar çok hata yapıyor. Birazcık yalnız kalabilseydi aynaya bakma fırsatı yakalayacaktı. Aynaya bakma fırsatı bulamıyor. Çünkü kendiyle baş başa kalamıyor. Kendiyle baş başa

Okumaya Devam Et

EDEBİYAT SUSMA SANATIDIR – Röportaj: NEZİHA ÇAKIROĞLU

On bir yıl aradan sonra ikinci öykü kitabınızı yayınladınız? İkinci kitap için neden on bir yıl beklediniz? Bir sanat eserinin düşünme ve zihinde taşınma süresi sanıldığından uzundur. Bir çocuğun kaç ayda dünyaya geleceği neredeyse günü gününe belliyken bir edebiyat yapıtının ne kadar zamanda dünyaya geleceği, hatta dünyaya gelip gelemeyeceği bir sır olarak kalır. Sanat yapıtları için değişken bir taşıma süresinden söz edebiliriz. Bir senede yazıldığı söylenen bir kitap bir senede mi oluşmuştur? Ömer Seyfettin, “Günlerce, aylarca, senelerce evvel yazacağınız şeyi

Okumaya Devam Et

Hikayenin olduğu yerde kurgudan kaçmak ne mümkün – Röportaj: NEŞE ALVER

İsminiz, A.Ali Ural diye yazılıyor, Ali Ural diye okunuyor. Başlangıçta ‘huruf-u mukatta’ misali duran A.’nın hikâyesi nedir? Yalnız yazarların değil kahramanlarının isimlerinde de bulunuyor böylesi harfler. Ben mesela ne Tarık Dursun K.’nın “K”sını merak ettim, ne Kafka’nın Joseph K.’sındaki “K”yı. Bu yüzden meraklıları aydınlatmak yerine, merakın kıvılcımlarıyla neşelendirmeyi tercih ediyorum cevaplarımı. Fakat siz “A’nın hikayesi nedir?” diye sorunca, anladım ki ortada bir hikaye var. Hikayenin olduğu yerde kurgudan kaçmak ne mümkün. Bu soruya şimdiye kadar birbirinden farklı cevaplar verdim. Şimdi

Okumaya Devam Et

BÜTÜN SÖZLÜKLER TEK KELİMEDİR – Röportaj: DURSUN KABAKTEPE

Yazar ve şair Ali Ural, “Bir kelime olmasaydı, hiçbir kelime olmayacaktı. Bir kelimeyi anlayabilsek, bütün kelimeleri anlayabilecektik.” diyerek çıktığı yolda insanlığın ihtiyacı olan “Tek Kelimelik Sözlük”ü yazdı. Denemesine, “Her şey vardı, hiçbir şeyin adı yoktu. Kelimelerini arıyordu kâinat, sesini.” cümlesiyle başlayan Yazar Ural, bizi insanlık tarihinin başlangıcına götürerek Allah (c.c.)’nün ilk insan ve peygamberimiz olan Hz. Âdem’e kelimeleri nasıl öğrettiğini hatırlatıyor: “Kaplasın melekler semayı, beşeri emsin toprak, Âdem’den başka insan kalmasın. Ve isimleri öğretsin Allah ona: Hava, su, ateş, toprak

Okumaya Devam Et

A.ALİ URAL İLE ŞİİRİNİ KONUŞTUK – Röportaj: ABDURRAHMAN ŞENEL

A. Ali Ural çocukluk aşkı şiirle hep hemhal olmasına karşın bunu özenle gizlemiş bir titiz şair. Eskilerin müşkülpesent dedikleri türden. Başkalarının şiirlerini yayımlarken de öyle kendilerinkini yayımlarken de… Bu yüzden de külliyat yerine iki kendine has kitapla (Körün Parmak Uçları ve Kuduz Aşısı), Türk şiiri tarihinde atalarının ardında safını tutmuş. Yaklaşık on beş yıldır büyük Türk şiiri okyanusuna küçüklü büyüklü nehirler aksın diye dergiler çıkarıyor. Kim coşkuyla, başını taştan taşa vurarak okyanusa varmak istiyor, onun destekçisi. Hayatı da şiiri gibi…

Okumaya Devam Et

SINIRIN OLDUĞU YERDE ŞİİR OLMAZ! – Röportaj: ABDULLAH AKAN / BİRDAL AKAR

Sekiz yılın ardından okurla yeni bir şiir kitabında buluşmanız şiirimiz adına çok sevindirici. Tebrik ederek söze başlamak istiyoruz. Kuduz Aşısı bir şiir kitabı için çarpıcı bir isim ve kitapta bu isimde bir şiir bulunmuyor. Ancak kitaptaki Hidrofobi, Köpek Dili gibi şiirleri bu isimle ilişkilendirebilmek mümkün. Ana tema olarak kuduzu seçmenizin nedeni nedir? Kuduzun iki tarafı var: Isıran ve ısırılan. Bir tarafı hayvan, diğer tarafı insan olan bu ölümcül iletişimde dişler aracılık ediyor. Özneler yerlerinde durduğu takdirde her şey “doğal”. Fakat

Okumaya Devam Et

A.ALİ URAL’IN BİR RÖPORTAJDA “SİZİN ANKA MASALINIZ NEDİR?” SORUSUNA VERDİĞİ CEVAP

Sanat, bilinçlerinden doğduğu insanların hikâyelerini masala çevirerek hakikatin inandırıcılığına çocukların saf hayallerini katar. Bu hayaller uçucu olmalarına karşın inandırıcılığa gölge düşürmek şöyle dursun, hakikatin gücünü hayalin büyüsüne sararak, bir kuşa bir fili taşıtır. Kim bilir kaç sultan masaldaki Anka’yı bulmak için yanıp tutuşmuştur da Kubilay Han dillendirebilmiştir bunu. İstemenin hangi derecesiyle kükrediyse, askerleri Anka tüyü diye rafya palmiyesinin yaprağını koymuşlardır avucuna. Ölüm korkusuyla uydurulan bu yalan Kubilay Han’ın yanan            arzusuyla birleşince ortaya bir hakikati çıkarmıştır ki, bir palmiye yaprağıyla bir

Okumaya Devam Et

BOĞANIN GÖLGESİ KAPAĞA DÜŞTÜ – Röportaj: NURİYE AKMAN

Yangın Merdiveni’nin yazarı Ural’a göre; okur, kırmızı pelerini göstermeseydi boğa boynuzunu uzatmayacaktı. Bugünlerde hangi dala el atsanız kırılıyorsa, bütün kavramlarınızın içi boşaldıysa, canınız sıkılıyor ve kaçmak istiyorsanız, kaçışınıza hiç değilse bir kitabın sıcaklığı eşlik etsin istiyorsanız, kısa, vurucu, uçuk, sarsıcı hikayeler seviyorsanız, gerçeğin öte yakasına geçmeye hazırsanız, Ali Ural’ın Şule yayınlarından çıkan Yangın Merdiveni’ne koşabilirsiniz. Bir gün kaçmak istiyordum. Neyden ve nereye; bilmiyordum. Bir rafta, hangisiydi unuttum, Yangın Merdiveni’ni gördüm. Kül olmadan ineyim şu merdivenden dedim. Kitap bitti. İnmeye çalışırken,

Okumaya Devam Et

Site Altbilgisi