ALİ URAL’IN ŞAİRLERİ – Mustafa Özçelik

“Benden önceki söz sahiplerinin önünde eğildiğimi ancak onların portrelerini yazarak gösterebilirdim.” Ali URAL Şair Ali Ural, 2023 yılı sonlarında Şairin Şiirleri adındaki bir portre kitabıyla okuyucularıyla buluştu. Bir şairin sevdiği, önem verdiği şairlerle ilgili yazdığı bir kitap her bakımdan değerli ve ilgi çekici olmayı hak eder. Çünkü böylesi kitapla hem o şairin sevdiği, değerli bulduğu isimleri öğreniriz hem de kendi şirine dair yeni bakış açılarına sahip olabiliriz. Bu yüzden bu kitabın Ali Ural’ın geçen 2022’de çıkan Kana Karışan adlı toplu

Okumaya Devam Et

Hilalin ve Kılıcın Gölgesinde: Kâğıda Sarılı Rüzgâr – Eray Sarıçam

1. Türk şiirini iyi bilenler ve yakından takip edenler, bizde şiirin, lirizmden siyasi şiire doğru gelişim gösterdiğini fark edecektir. Buluştan sahiciliğe, soyuttan somuta, iç’ten dış’a, bireyden topluma doğru uzanan bir süreçten bahsediyorum. Bu sürecin en olgun hali ise, duygu ve düşünceyi birbirinden ayırmayan şairlerde çıkar karşımıza. Buradan bakınca, A. Ali Ural’ın kişisel şiir tarihinin de Türk şiirinin gelişimi ile paralellik gösterdiğini söyleyebiliriz. Bunu, geçtiğimiz yıl yayımlanan toplu şiirleri, Kana Karışan’ı kronolojik olarak okuyunca çok daha rahat anlayabiliriz. Körün Parmak Uçları’ndan,

Okumaya Devam Et

ŞİİRİN FERAHLATICI RÜZGÂRI – ERCAN ATA

(Ali Ural’ın ‘Kâğıda Sarılı Rüzgâr’ı Üzerine Bir Değini )                                                    Şair, bir bakıma uzun yola çıkmaya mahkûm bir kâhindir.  O, diğer insanlara nazaran farklı bir gözle bakar hayata ve görünmeyeni görmeye çalışır. Yunan mitolojisindeki tanrılardan ateşi çalan Promete gibi insanlara yararlı olduğunun bilincindedir. Şair, geçmişin sicilini çıkarırken geleceğe ışık olan bir fenerdir aynı zamanda. Geleceği doğruya yakın bir şekilde öngörür.             Gittikçe kötüleşen bir toplumda elindeki kelimelerle gerçeğin izini sürmeye çalışan şair, ne yaptığının bilincindedir. Öğlen sıcağında bir gölgelik,

Okumaya Devam Et

Kana Karışan İyilik: A. Ali Ural Şiirinde İyilik Estetiği / Ahmet Akarsu

ŞİİRDE İYİLİK VE KÖTÜLÜK ESTETİKLERİ “İyilik estetiği” ve “kötülük estetiği”, her ikisinin de kendine göre bir sanat görüşü, her ikisinin de nitelikli-niteliksiz örnekleri var. Bu yüzden bir eser sırf iyiliği “anlatıyor” diye iyi, bir eser sırf kötülüğü anlatıyor diye kötü olmaz. Bu anlatımın nasıl yapıldığı konusu önemlidir. Eseri verirken ortaya konan ahlaki tutum eserle değil yazarla-şairle ilgilidir. Çünkü sanat eseri bir nesnedir, özne değildir; ahlak insan dışı bir varlık için -bir nesne için- ölçüt olamaz çünkü ahlak insanın meselesidir; ancak ortaya konan eserin yazarla

Okumaya Devam Et

GÖRSELİN İZDÜŞÜMLERİ BAĞLAMINDA A. ALİ URAL’IN KÂĞIDA SARILI RÜZGÂR’I – Osman Bulut

Görselliğin günümüz sanatlarına etki gücü, bazen bizi geçmişte görselin kullanılmadığı zannına itebiliyor. Görselin oluşturduğu gücün yoğunluğu dolayısıyla, onu söz konusu etmeyi, zaten oldukça maruz kalınan bir şey olduğu için ihmal ediyoruz. Mezkur ihmal etme hususuna binaen bu yazıda, edebi eserlerdeki/kitaplardaki görsel kullanımını, A.Ali Ural’ın son kitabı Kâğıda Sarılı Rüzgâr bağlamında ele alacağız. İnsanın tabiatı itibariyle tezyine/süslemeye temayülü vardır. İnsanlar olarak bizler, her şeyimizi yaptığımız gibi kitaplarımızı da çok eski tarihlerden bu yana süslüyoruz. Bu bağlamda tezhip sanatını kitap süslemelerinin örneklerinden

Okumaya Devam Et

Ali Ural şiirine dair – Yunus Emre Altuntaş

Rimbaud, bundan 150 yıl önce Izambard’a gönderdiği ilk mektubunda “Ben bir başkasıdır” diye yazar. Yunus Emre’nin çok daha önce “Bir ben vardır bende, benden içeru” demesinin bir benzeridir bu. Rimbaud’nun içindeki bir başka “ben”i haber veren bu tespit bir üst boyuta yükselerek kâhinliğe ulaşan şairin ruh durumunu imgeler. Bu nedenle Rimbaud’nun şiiri de bir başka şiirdir. Onunki döneminin şairlerini sarsan, nesneleri hatta harfleri/renkleri konuşturan sıra dışı bir şiirdir. Adeta bir yalvaç gibi henüz bilinmeyeni, görülmeyeni, duyulmayanı bildiren, ötelerden haber veren

Okumaya Devam Et

RESİMDE GÖRÜNMEYEN ŞİİRLER YA DA ALİ URAL’IN HARLADIĞI OCAK – MUSTAFA KÖNEÇOĞLU

Bir şiir okuyucusunun Ali Ural’ın şiir kitaplarını eline aldığında dikkatini çekecek olan ilk şey, kitapların ismi olsa gerektir. Çünkü Ali Ural, kitaplarına ad verme konusunda en az kitapların içerikleri kadar titizlik gösteren usta bir şair. Ali Ural’ın kitaplarının ismi okuyucuyu kendine çeken, içeriğiyle ilgili bir giz oluşturan, temsil gücü yüksek, imajinatif / kışkırtıcı başlıklardır: Körün Parmak Uçları, Kuduz Aşısı, Gizli Buzlanma, Mara ve Öteki Şiirler, Kâğıda Sarılı Rüzgâr. Görüldüğü üzere isimlerin hepsi, şiirin ayağını yerden kesmeden ona imgesel bir kanat

Okumaya Devam Et

Hâlis Şiirin Işığıdır “KANA KARIŞAN”

Şiirler Toplanmış, Toplanma Yeri Kanda? Hasan Akay1 A. Ali Ural, her eseriyle anlamlı “çıkış” gerçekleştirebilen bir şair. Bu “çıkış”, poetik huruçtan ziyade semantik urûç hareketidir ve o bakımdan metnin nüfuz alanını olabildiğince genişletmektedir. Onun -artık bir külliyata kavuşmuş olan- “söz”lerinde bu bakımdan öz, yüze çıkmaktadır. A. Ali Ural şiirinin özü, baş sözünde, başlığında, ocak başında saklıdır. Şiirdeki “şiir”in yeri de bu yüzden baş üstündedir. Baş mevkiinde gözükmektedir. “Ad urma”nın estetiğine son derece uygun düşen bu durum, onda sözün öze ilişkin

Okumaya Devam Et

Ali Ural’ın Öykü Grameri – Abdullah Harmancı

Ali Ural’ın 1998’de Körün Parmak Uçları adlı şiir kitabıyla başlayıp 2022’de Kâğıda Sarılı Rüzgâr adlı şiir kitabıyla devam eden yazı emeği, “kale içi, kale, dış surlar” metaforuyla anlaşılabilir. Kale içini şiirler oluşturur. Kalede öyküler, şehrin çeperini oluşturan dış çerçevede ise denemeler vardır. Ural’ın dünyasında, şiirin bütün diğer türlerin kaynağını teşkil ettiğini, denemenin ise bu kaynaktan dış dünyaya salındığını söyleyebiliriz. Şiirler içe doğru, denemeler dışa doğru. Şiirler kapatarak, denemeler açarak… Peki bu durumda öykülere ne denecek? Bence öykülerini denemeleriyle şiirleri arasında,

Okumaya Devam Et

Bir Kelimenin Peşinde – Ali Ömer Akbulut

Söz mü önceydi, varlık mı? Ne diyebiliriz? Söylenecek şeyler bilinmezi büyütmekten başka bir işe yarar mı? İnsan bir gurbetin, bir garabetin içindedir; her şey insanın dışında olupbitti. Bilinmezin içinde bir kayıptadır insan, hakikat onun gıyabında gerçekleşmiştir. Hakikat gaybtır, insanın gıyabındadır. Burada, bu olmaklığın içinde kayıptadır insan.Aynının peşinde bir başkalığın içindedir insan. Kendisinin de dışındadır, bu sebeple kendini de bulması, bilmesi gerekir. Başkalık bir olmazlıktır, kendi olmazlık. Şu hâlde insan nedir, nerededir?Hiç tereddütsüz “Buradayım!” diye seslenebilmeli insan, heyecanla zıplayarak. “Buradayım hey,

Okumaya Devam Et

Şairin Soluklandığı Yer – Rahşan Tekşen

Edebiyatın derdi insandır. İnsanın ruhu… En kalabalık ve en yorgun şehirlerinden, en ıssız ve en kimsesiz sokaklarına kadar, onun her yerini karış karış dolaşmaktır edebiyatın derdi. Elindeki haritaya ve önüne çıkan işaretlere bakarak yol almaya çalışan bir hazine avcısı gibi ruhunun derinliklerine gömülen ne varsa, ona ulaşmak ister. İnsanı insana göstermektir çünkü derdi. İnsana kendini göstermek…Fenerini yakıp yıllardır insanın peşinden giden; onun mimiklerinden, düşüncelerinden, adımlarından, öfkelerinden, aşklarından, rüyalarından nice hazineler çıkaran ve sonunda hepsini iki kapağın arasına sırlayarak insanlığın önüne

Okumaya Devam Et

Güneşi Başında Taşıyan Bir Madenci: A. Ali Ural – Hümeyra Yabar

1962 yılının Nisan ayında, Kocamustafapaşa’da “Unutman Apartmanı”ndayız. Kâğıda Sarılı Rüzgâr’ın şairi, rüzgârla sallanan eski bir apartmanda çevresindeki her nesneyi oyununa katıyor. Balkon kapısının camı rüzgârda çarparak tuz buz olmuş. O artık bir muhteşem bir at. Camın terk ettiği boşluğa yerleşen çocuk, ablasının bebeğini de alıyor yanına. Unutman Apartmanı’nda atı kamçılarken unutuyor dünyayı. Bebeğin porselen olduğunu da. Belki de bilmiyordu porselen bebeğin yere düştüğünde kırılacağını. Annesi attan indiriyor çocuğu. Fakat üstünden kaç yıl geçerse geçsin şiir atından inmiyor A. Ali Ural.

Okumaya Devam Et

Mahrumlar Sofrası Bu: “Kâğıda Sarılı Rüzgâr” – Hümeyra Yabar

A. Ali Ural beşinci şiir kitabı Kâğıda Sarılı Rüzgâr’la, yılgın ruhlarımızı “yürüyüş kararı”na çağırıyor. “Bir salkım anahtar”ı sallayarak yapıyor bunu. Şair, havada çevirip sırtını yere getiriyor ölümün. Şiiriyle meydan okuyor kaçak dövüşenlere. Şiiriyle Akif’in namlusunu zalime doğrultuyor. Ne kalbi tekliyor ne de tüfeği. Bilen bilir, o ilk mısraından beri cephede ter döküyor. Kuduz Aşısı, Körün Parmak Uçları, Gizli Buzlanma, Mara ve Öteki Şiirler’den sonra Kâğıda Sarılı Rüzgâr da cephede yerini aldı. Duruşu olmayanın şiiri de olmaz, diyen şairin yeni kitabında

Okumaya Devam Et

DÜNYANIN GÜRÜLTÜSÜ DİNİNCE KESİNTİSİZ SÜRER ŞİİR – Ali Ömer Akbulut

A. Ali Ural’ın, şiirin her dem yeniden gelişini işaretleyen kitabı  “Kâğıda Sarılı Rüzgâr”a kendi özünden mahcup bir güzelleme… Duyabiliyor musunuz? Tek yapmanız gereken şairi dinlemek. Kulağınızla değil kalbinizle, kalbi olan işitebilir. Üstelik tarçınlı şiir bu, burnun iyi koku alması gerekir. Şiiri, Kâğıda Sarılı Rüzgâr’ı her yerde, her anda işitebilirsiniz. Şiiri bundan daha güzel ne anlatabilir: Kâğıda Sarılı Rüzgâr. Evrenin ruhudur rüzgâr, âlemlerin rahmet nefesidir. Rahmet nefesini soluyarak sürdürüyor on sekiz bin âlem varlığını. Varlığın, rahmet nefesini soluyarak yaptığı hayat dolu

Okumaya Devam Et

RÜZGÂRIN TAŞIDIĞI SESLER – Şafak Çelik

Göze A. Ali Ural hakkında, uzun süredir her eseriyle bir veçhesini ele aldığı büyük bir sözü tamamlamaya gayret ettiği, bir tavrı göstermeye çalıştığı söylenebilir. “Bu zaten şairin görevi,” diyebilir miyiz? Şair sezgileriyle önceden gören, fark eden, işaret edendir çoğu zaman. O, farklı bakış açısıyla, birikimiyle, eleştirisiyle öne çıkar. Kimi zaman da unutulanı, külleneni, değeri eksilmese de ortada olmayanı tekrar ortaya çıkarır, gündeme taşır. A. Ali Ural da bunu beşinci kez yapıyor Kâğıda Sarılı Rüzgâr’la. Daha önceki şiir kitaplarında da şiirlerin

Okumaya Devam Et

ŞİİRİN EYLEYENİ: MUTMAİN OLUŞ YAHUT ALİ URAL’IN ŞİİRİNDE İMGE EVRENİ – Hayrettin Orhanoğlu

Mutlak’ın örselendiği modernitenin çıkış noktalarından biri de bilgiye ulaşmadaki dolaylılığın çeşitlenmesi ve hakikate varacak yolcunun mesafesinin uzamasına bir katkı olsun yapabilmesidir. Ama gözden kaçan bir şey var ki o da yolculuk ne kadar uzasa uzasın mesafeleri seyre dalan şairin varlığıdır! Şair, artık çöllerde yitip giden biri olmayacak kadar temkinli bir duruşu beraberinde getiren sestir. O halde şiiri bir temkin aracı olarak görmenin sakıncası yoktur. Uzaklara yahut kurbağalara bakmaktan usanmış bir şairin görecek keskinlikteki gözünün gördüklerini aktarması da tam da bu

Okumaya Devam Et

A.ALİ URAL DENEMECİLİĞİ: EMEK Mİ? İLHAM MI? KÜLTÜREL Mİ? DUYGUSAL MI? – Abdullah Harmancı

A.Ali Ural, ilk deneme kitabını 1999’da çıkarmıştı. Şimdilik son deneme kitabını ise 2019’da neşretti. Yirmi senede on iki deneme kitabı… Bu yazıda, A. Ali Ural’ın denemelerini okurken tuttuğum notları sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Deneme türünün ne olduğu, nerede durduğu konusunda bir muğlaklık söz konusu. Bunun sebebi, elbette türün kendi karakterinden kaynaklanıyor. Aslında belli bir “karakteristik”le tanımlamakta zorlanmamızdan kaynaklanıyor. Öyküyü en genel bağlamında bile olsa “anlatmak” fiiliyle tespit ederiz. Mesela deneme için de “açıklamak” tanımı yeterli olur mu? Şiiri “duygu”ya yakın bir

Okumaya Devam Et

MODERN BİR OKUMA BİÇİMİ OLARAK “RAF ÖMRÜ” – Mustafa Köneçoğlu

“Kaçılacak bir kitap olmalı yine de. Ruhumuzun ancak ona kaçtığında dinlenebileceği bir kitap.  Ondan uzak kaldığımız için anlamadığımız  birbirimizi. Seneler geçse de hep yepyeni kalacak bir kitap. Bir melekten işitilen ilk defa. Bir melekle inen yeryüzüne.”  Ali Ural Johann Wolfgang Goethe Eckermann’la yaptığı konuşmalarının bir yerinde, doğru dürüst okumayı öğrenmek için seksen yıl harcadığını, yine de kendini bu ülküye tam ulaşmış saymadığını söyler. İlk bakışta oldukça abartılı bir söz gibi görülebilir Goethe’nin söyledikleri. Çünkü insan hayatının tamamını kapsayan bir uğraşın, hakkı verilememiş

Okumaya Devam Et

AY TİRADI – Muhlise Altundal

A. Ali Ural’ın son kitabı Ay Tiradı, tek kişilik bir gösteri kadar sarsıyor insanı. Sahnede bir başına olmak, herkesin dahil olduğu bir oyundan daha yorucudur. Bu yüzdendir kişinin zorlanması. Bütün gözler üstündeyken ne kadar korkusuz olunabilir. Halbuki yanında başkaları varken oyunu kurallarına göre oynamak daha kolaydır. Her şeyden uzakta olduğumuz bir yeri düşünelim; karanlığın en koyu olduğu noktada, neyle aydınlanır insan? Ay ışığı imdada yetişir. Belki de sinema perdesine yansıyan şekillerle projektör üstlenir bu görevi. Sahnede kimler yoktur ki;  Bazen

Okumaya Devam Et

KAPTANIN HARİTASI – Özlem Metin

Kaptanın elinde eskilerin masallarıyla çizilmiş haritası, demir alıyoruz paslandığımız limandan. Rotamızı bilmiyoruz, kaptan da söylemiyor. Bir noktaya ulaşmaktan çok yolculuktur gayemiz, limana varıp varamayacağımız Hakk’ın takdiri… “Selameti kıyıda değil, ufukta arayan” denizcileriz biz; kaybolmaktan geçtik, bulunmaktan korkuyoruz. Ali Ural, 10. deneme kitabı “Bisiklet Dersleri” ile modern dünyada kıyısını kaybetmiş insanı, duyarsızlığından vazgeçmeye, hislerini ve aklını temizleyerek yeniden etrafına bakmaya ve biraz daha tefekkür etmeye davet ediyor. “Her ne varsa âlemde canımızı yakan duyarsızlığın ateşlediği bir fitil göreceksin ucunda, dikkat et”

Okumaya Devam Et

MARA’NIN AYNASINDA İNSAN-I KÂMİL – Berrin Erdoğan

Mara bir çello Stradivarius tarafından yapılmış üç yüz yıllık bir müzik aleti, dünyadaki bütün çellistlerin hayalini kurduğu bir çalgı. Gerçek şiir nadir rastlanılan bir şey Mara da öyle, iki istisna güzelliğin birlikteliğinden ortaya harika bir sanat eseri çıkmış.  Ali Ural’ın Mara şiiri bir dönüşümün, mükemmelliğe ulaşmanın ve bu uğurda çekilen sancıların şiiri. İnsan-ı kamil olmanın bir çello ile anlatılışı. Bu kavrama yabancı olanların düşünüp hissedecekleri de az değil ama şiir en güzel karşılığını insan-ı kamille buluyor. Bir sanat eseri, en

Okumaya Devam Et

A. Ali URAL: HİKMET VE METAFOR – Abdullah Harmancı

A. Ali Ural’ın yeni kitabı Bisiklet Dersleri (Şule, 2017) yazarın belli başlı denemecilik özelliklerini bünyesinde barındırıyor. Ural, denemelerinde ilginç olaylara, haberlere, edebiyat, sanat, kültür tarihinden bilinen kişilerin/olayların bilinmeyen yönlerine değinmeyi çok seviyor. Görünende görünmeyeni bulmayı hedefliyor. Bize aradığımızı vermeden önce bekletiyor, merak ettiriyor, bizi bir finale hazırlıyor. Düşünceye, hikmete, mesaja bir olaydan, bir örnekten, bir metafordan ulaşmayı, bu sayede okuru merak ettirmeyi amaçlıyor. Mesajını bu merakı giderme vakti geldiğinde veriyor. Zaman zaman bir öykünün malzemesi olacak kadar derinlikli ve tüyler ürpertici olayların, çok

Okumaya Devam Et

FARKLI PARÇALARDAN TEK AYNA – Ayşe Sevim

Şair-Yazar A. Ali Ural’ın son eseri “Peygamber’in Aynaları” okurlarına kavuştu. Bu titiz çalışma bizlere otuz üç sahabe Efendimiz’i hissettirmeyi amaçlamış. Bu yolda da Ural hem şairliğinden hem de ilmi birikiminden istifade etmiş.Kitabın şu ana dek siyer anlatımlarında pek de önemsenmeyen kimi hususları ihtiva ettiğine dikkat çekmek isterim. Ne yazık ki siyer anlatımlarında ya “Hava durumu”nu sunar bir tarzda didaktik bir dil tercih edilmiş yahut anlatılanlar insani olandan uzaklaştırılarak, abartıyla, kişilerin şarj değil de deşarjolmasını sağlamak üzere kaleme alınmıştır. Bu iki

Okumaya Devam Et

RİTİM, BAŞ DÖNMESİ, GİZLİ BUZLANMA – HASİBE ÇERKO

Münacatın kıyısında soyunup naatla yıkanmış bir şiirin kaçacak yeri yoktur. Ağır tohumlarını saçmaktan başka da şairin.  İlk cemre beyaz kâğıda düştü bir kez; yolu yok, mancınık yükünü göğüsleyecek ilk mısra. Cam kırıklarıyla dolu bir bahçe, bir kurumuş dal, delilik ekini kök salmış nar şairin bağrında biten isyanı körükledikçe mukavemet düşer, yedi yılın acısı bir bir sökülmeye başlar dilden. Ural Gizli Buzlanma’da dili gerçekliğe bir başkaldırı mesabesinde örüyor. Elbette başkaldırı burada bir redif ayarında başlayıp bitmemiştir. Şiirinin damarlarında nefes alıp veren,

Okumaya Devam Et

GİZLİ BUZLANMA veya CEVHER ATEŞ BUZ TETİK ve CEVHER – EMİRHAN KÖMÜRCÜ

Cevher Kitabı elime aldığımda ne yazacağımı tam olarak kestiremiyordum. Bir şeyi doğru formda değerlendirme gerekliliğini, sadece Gizli Buzlanma için değil, bütün kitaplar için duyuyordum. Bu yüzden belli başlı işleme usüllerini görmezden gelmem gerekiyordu. Çünkü modern insanın ruhu ve bu ruhun çıkardığı eser, gelenekçi tekniklerle çözülemez. Ama şunu da belirtmek gerekiyor, eser dedimse modern ruhların eserleri dedimse bunu, elektro stüdyolarından çıkan şarkılara benzetenlerin değil, tanrısal olan sanata ulaştırma çabası içinde olan mesut insanların eseleri için dedim. Gizli Buzlanma, A. Ali Ural’ın

Okumaya Devam Et

KIYIDAKİ ŞAİR – DURSUN GÜZEL

Sözün hakkını nasıl teslim etmeli? Şairin, kendine bir silah gibi doğrultarak sorması gereken ilk sorudur bu. Söylerken emin, söyledikten sonra sözüne kulak verenlerden mesûl olacağını bilmelidir. Ne tez davranmalı diline şair, ne de ıskalamalı söz söylenecek ânı. Ruhumuz daralmışken A. Ali Ural yine koşuverdi imdadımıza. Nefese nefese değil, başı dik ve emin. Kuduz Aşısı’ndan sonra yedi yıldır süren suskunluğunu ne çok vakti var suyun küçük adımlarla yürüyor köprüye diyerek bozuyor şair. Gizli Buzlanma sözün hakkını asıl sahibine teslim ederek, “Münâcatın

Okumaya Devam Et

YALIN KILIÇ – ŞAFAK ÇELİK

“Ateşle buzun aynı tetiği çektiğini bilirsin.” Sezginin üçüncü adımı atıldı, şair iş başında. Yıllar geçiyor ancak gözü üstünde dünyanın. İlk adımda Körün Parmak Uçları’yla (1998) körelmiş gözlerin yerine sinir uçları körelmeden, hislerini kaybetmeden duyularla bakabilmeyi işaret etti şair. Ancak aradan geçen sekiz yılda tehlike, şekil değiştirmişti. Sorun sadece körelme, hissedememe değildi. Zaman değişiyor her şey “hızla” etkileniyordu. Daha küçük dünyalara, daha küçük evlere, daha küçük hayatlara sığmaya çalışıyordu insan. Sorunları da şekil değiştirmişti elbette. Artık bireyin algılamasından çok, tehlikenin şekil

Okumaya Devam Et

MODERNİZME SANATSAL BİR BAŞKALDIRI: FENER BEKÇİSİNİN RÜYALARI – ARZU KAPLAN

Fener Bekçisinin Rüyaları; modernizmin insanı yalıtan, sığlaştıran, tek tipe dönüştüren, yalnızlaştıran yapısına saldırı niteliğinde ilki çerçeve olmak üzere otuz öyküden oluşur. Bizi “farkına varmaya” çağıran bu öykülerin temasını oluşturan asıl unsur, modern yaşamın ruhumuzda açtığı gediklerdir. Modern zihniyetin teknolojik gelişim adına görünenin ardındaki derin manayı silmesine başkaldıran yazar, “rüya” metaforu ekseninde bilinçaltına ittiğimiz değerlere dönüş çağrısında bulunur. Bu çağrısını okuyucuya yol göstererek değil, okuyucusunu yol arkadaşlığına davet ederek yapar. Öykülerinin ücra köşelerine sindirdiği bu dönüş çağrılarını şu şekilde sınıflandırmaz mümkün:

Okumaya Devam Et

NUH’UN GEMİSİNDE BALIK YOKTU – Sibel Eraslan

Her hayvandan çifter çifter bindirilmişti Tufan Gemisi’ne. Bir çift sülün, bir çift sincap, bir çift kurt, bir çift tilki, bir çift at, bir çift arı, bir çift çekirge, bir çift timsah, bir çift penguen, bir çift leylek… Herkes, her milletten canlılar bindirilmişti Gemi’ye. Bir balıkları binmemişti Gemi’ye denizlerin. Oysa bir müddet sonra Cudi Dağı’nda karaya oturacak Gemi’nin yüzdüğü denizlerde, akın akın milyonlarca özgür balık yaşamaktaydı. Balıklara değmemişti Nuh’un Tufanı’nın selleri. “Balığa tufan yok, şikâyet etmedi çünkü.” diye yazmış şair Ali

Okumaya Devam Et

KELEBEĞİN KOZASINDAN EJDERHA’NIN ATEŞİNE YOLCULUK – YUNUS EMRE TOZAL

Dil, kültür ve medeniyet havzasında insanlığın söz dizimine ev sahipliği yapan bir aynadır. Sözcükleri toplumsal göstergeler olarak ifade edersek, düşünceyi ifade eden hammaddenin dil olduğunu söyleyebiliriz. Düşünceyi ifade eden dil, aynı zamanda insanın düşünebilmesine zemin hazırlayan, düşünsel eylemin sonucunda edinilen tecrübeye biçim veren, bir süre sonra da insanın yargı ve hüküm sahibi olmasını sağlayan anlam düzeneğinin uzlaşımsal sembolleridir. Dili özgünleştirerek kendi üslubunu bulabilen yazar, okurun iç dünyasında yapacağı gezintide lokomotiflik görevinde bulunabildiği gibi, okurun ruhunu da dinlendirerek ilahi güzellikle birleşmesine

Okumaya Devam Et

TEK KELİMEYLE – OSMAN TOPRAK

Türk edebiyatında kalıcı eserlere imza atmış olan şair Ali Ural’ın   Tek Kelimelik Sözlük   adlı deneme kitabı Şûle yayınlarından çıktı. İlk kitabı   Körün Parmak Uçları ‘nı 1998’de yayınlayan ve böylece şiirle edebiyata adım atan Ali Ural geçen yıllar içinde Yangın Merdiveni (2000) gibi önemli bir hikâye kitabına da imza attı. Şiir ve hikâye türünde verdiği eserlerini deneme türüyle zenginleştiren Ural’ın   Posta Kutusundaki Mızıka (1999),  Makyaj Yapan Ölüler (2004),   Resimde Görünmeyen (2006),   Güneşimin Önünden Çekil (2007) ve   Satranç Oynayan Derviş (2008) gibi

Okumaya Devam Et

TEK KELİMELİK SÖZLÜK – HÜSEYİN AKIN

Türlerin iç içe girdiği bir dünyada yaşıyoruz artık. Hikâyeden denemeye, denemden hikâyeye hatta şiire geçmek an meselesi. An mesesi dedim; çünkü zamanın tutanaklarına geçen her şey bu an içerisinde cereyan ediyor. Anı dediğimiz şey de bu birikmiş anların bir toplamı değil midir zaten. Her şey bir an içerisinde olup bitiyor. Bütün mesele o anı doğru yerinden kavrayabilmekte. Yıllar önce Ali Ural’ın “Körün Parmak Uçları” isimli şiir kitabına dair yazarken de bahsetmiştim. Gözüyle görme yetisini yitiren kişi bütün bedeniyle görmeye başlar

Okumaya Devam Et

UFUK KESİŞMESİ – FURKAN ÇALIŞKAN

“Yorumlama ufukların kesişmesidir, geçmişle bu¬günün, yazarla okurun ufuklarının kesişmesi…” Gadamer Toplum, köprülere ihtiyaç duyar. Gerçekliğini muhafaza etmesi, “büyük meşrulaştırma anlatıları”nın fasit bir daireye dönüşmemesi için bağlantılara gereksinimi vardır. Çünkü gerçek işlemselleşmiştir ve değişkenlere bağlıdır artık. Bu simülatif süreçte, sanatsal birikim sahnenin hangi tarafında yer alacak? Oyuncu mu, suflör mü yoksa seyirci mi? Bu sorunun cevabı toplumların geleceği ile doğrudan alakalıdır. Bu noktada, bu çatallaşan yol ayrımında durup “hakikati bulmak” ile “hakikati üretmek” arasında bir tercih yapmak, yalnızca kişisel bir tercihtir,

Okumaya Devam Et

“HEMZEMİN GEÇİTTE TUHAF BİR ŞARKI”: A. ALİ URAL’IN ŞİİRLERİ VE ESTETİK SORUMLULUK – NİLAY ÖZER

“fark edilen bir böcek nasıl durur duvarda” (“Keskin Nişancı” 18) Şiirin kapalılığı/anlaşılmazlığı ve dolayısıyla halktan koptuğu tartışması yeni değil. Ancak hâlâ şiirin söz konusu edildiği hemen her yerde karşımıza çıkıyor bu mesele. Şiirin açık ve anlaşılır olmak gibi bir yükümlülüğü olmadığını, belli bir okuyucu kitlesini tatmin etmek üzere yazılmadığını çeşitli dönem ve ülkelerde sayısız şair dile getirdi, bizimki sadece bir tekrar. “Günümüzde yazılan şiirlerden hiçbir şey anlamıyorum”, “Bu şiirler çok kapalı ve zor” gibi cümleleri kuranların şiire emek verip vermediğini,

Okumaya Devam Et

ŞEYTANA KULAK ASMAYAN ŞAİR: A. ALİ URAL – MEHMET SABRİ GENÇ

Ahâli şiirin bedelini ödeyemez. Bu bedeli şiirin sahibine ödetir. Modern zamanın insanı eblehleştiren avutuculuğunda “herkes” tarafından anlaşılmak yerine, herkes olmayan biri tarafından okunmak sanırım daha verimli olur bir şair için. Nasıl ki günümüzde futbol, tüm devletler ve paraya hâkim güçler tarafından avam üzerinde baskın ve yönlendirici bir rol haline dönüştürülmüşse, yani “çok satılıyorsa” onun değerinden çok değersizliğinden bahsetmek gerekir. “1”in değerini yanına eklenen sıfırlar artırır ama sıfırın tek başına hiç bir değeri yoktur. Bir olmadan yani özü oluşturmadan sıfır eklemeye

Okumaya Devam Et

KOR HALİNDE ŞENLİK BEKLENTİSİ – MURAT BATMANKAYA

“Farkındalık”, tarih boyunca hiç olmadığı kadar önem kazandı. Bilhassa da edebiyatta… Niyetim, yazarın/ şairin ne yaptığının farkında olması değil; niyetim, bini geçkin yayınevinin her ay okurla buluşmasını umduğu eserlerin, aslında pek de bir talepte bulunmayan okur tarafından hangi koşullarda ve nasıl fark edildiğine, buradan da o eseri üreten/ basan, dağıtan ve satan açısından ne tür beklentilerin söz konusu olduğuna odaklanması açısından vurgunun, böylesi bir alanda oyalanması… Vaktiyle şuna inanılırdı: İyi eser, eninde sonunda okuruna ulaşır! Bu teselliyle yüreğini ısıtan var

Okumaya Devam Et

ŞİİR DARLIĞINA KARŞI “KUDUZ AŞISI” – ABDURRAHMAN ŞENEL

Günümüz şiirinde az şiir yayımlamasına rağmen, önemli bir yer edinebilmiş şairlerden biri A. Ali Ural. Şiir söz konusu olduğundaki titizliğiyle ve şiirin kendine has yanlarından taviz vermeyişle bilinen şair, ikinci şiir kitabı Kuduz Aşısı’nı ilk şiir kitabından yaklaşık sekiz yıl sonra yayımladı. Bilindiği gibi şiir geleneğimizde Ahmet Haşim, Asaf Halet Çelebi, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi az şiir yayımlamış ama nicelikteki bu azlıkla ters orantılı bir yer edinmiş başka şairler de var. Bir şairin az ya da çok şiir yazması kuşkusuz

Okumaya Devam Et

BİR ŞİİR NASIL UYANDIRILIR – YUNUS KORAY

A. Ali Ural için Şairini görmek ister mi? Nasıl gövdelenmiştir, bilemem! Sözcükler mi, imgeler mi, sesler mi yaratmıştır onu; Şairin ruhu mu üflemiştir bilinmezliklerden? Bir körün parmak uçlarından yükselir gözleri Belki de şiirin hizasından geçmiştir dilsiz bun! Belki de oradadır başka dağ, öteki yüz’de Dizeleriyle açılır bir özge göğün nehirleri Sonsuz su’yun ötesinde Allah’la buluşmuştum! Adı olmayan sokaklar kaybolmuş çocuklar gibidir Bütün annelerin endişeyle yolunu gözledikleri. Kimseler çalamasın diye patikalar’ı ben Sözünü ettiğin tavan’a yazdım şiirimi. Bütün bebekler hâlâ bin

Okumaya Devam Et

GÜZELE BAKMA CESARETİ GÖSTEREN ŞİİR – AYŞE SEVİM

Dikkat etmek cesaret ister. Züleyha cesurdu, bu yüzden Yusuf’a dikkatle bakabildi. Yusuf’a dikkatle bakabilmek cesaret ister. Yeryüzünde Yusuf’a dikkatle bakmayan bir kalabalıkla yaşamak zorunda olduğunu bilmek cesaret ister. “Hey!: Yusuf var…” diyebilmek cesaret ister. “Hey!: Yusuf var…” demek, kudurmuş bir kalabalığa kuduz aşısı yapmaktır. Kuduran kalabalığa duyulabilecek en güzel merhamettir aslında. Merhametten vazgeçmemek cesaret ister. okunaksız ölüler bıraktın sahillerde kargacık burgacık gözler, akbaba tüyleriyle yazılan birazdan güneş kapıma dayanacak seni ihbar etmemem için ayaklarıma değil yüzüme kapan!1 A. Ali Ural’ın

Okumaya Devam Et

TİNSELLİĞİN AZALDIĞI BİR DÜNYADA A. ALİ URAL’IN ŞİİRİ – CELÂL FEDAİ

“Ve insan ruhunun güçlendiği dönemlerde sanatın da gücü artacaktır.”                                                                                                                                                                  Wassily Kandinsky                                                                                         “Dünyada ruh kadar güzelliğe düşkün,                                                                                onu böylesine emen başka hiçbir şey yoktur.                                                                            Bu yüzden, pek az ölümlü, ruha güzellik veren                                                                                              bir ruhun öncülüğüne dayanabilir.”                                                                                                                                                          Maurice Maeterlinck                                                                                                   “Sanatçı her şeyi birden başaran                                                                                              bir ‘Pazar çocuğu değildir.”                                                                                                                                                        Wassily Kandinsky Müstesna ve Seçkin Olan Şiir tarihi içinde müstesna bir yeri olabilecek şiirin, sadece ve sadece seçkin bir kişilikçe mayalanabileceğini düşünüyorum. Bu düşünce her

Okumaya Devam Et

KUDUZ AŞISI – CAFER KEKLİKÇİ

Şair ‘temiz hava’ insanıdır. Bir atmosfer yakalar ve şiirini yazar. Bu durumun oluşması için şairde varolması gereken içsel teşekküller inşaasının insiyak etmesi lazım gelir. Yani şair, kültürel birikim ve insani bütünlük merhalesini kendi şahsına münhasır bir çizgide devam ettiriyor olmalıdır. Bunun için gerekli harç ise çile ve özdür. Biri olmazsa diğeri eksik kalır. Çile; hayat meşgalesinden sabır süzeği ile edinilen katıksız hamurdur. Sabır ise insana verilmiş en büyük dinamittir. Patlarsa insanlık birikimi yokolabilir. Bu yüzden günlük hayatta çokca kullanılan bir

Okumaya Devam Et

YANGIN MERDİVENİ NEREYE ÇIKAR – MUSTAFA KURT

Çok aceleniz var. Bilet almaya zaman bulamadınız. Atladınız trenin bir vagonuna. Zaten kısa bir yolculuk yapacaksınız. İçeride biletin bedelini fazlasıyla ödemeye de razısınız. Ancak o kadar kolay sıyrılamayacaksınız bu izinsiz binişten. Kondüktör yanınıza yaklaşacak. Siz hemen cüzdanınıza sarılıp “Cezam ne kadar?” diyeceksiniz. Kondüktör yolculara dönerek ve “Duydunuz mu bileti yokmuş” diyecek. Trenin içinde korkunç bir kahkaha kavrulacak. Tren son hızla giderken, kondüktör kapıyı açacak ve bütün yolcular “Atla! Atla!” diye tempo tutacaklar. Trene biletsiz binmenin bedelinin bu olduğunu düşüneceksiniz o

Okumaya Devam Et

BULDUĞUNUZ İLK MARTIYI KALBİNE SÜRÜN – ENGİN TURGUT

Islığı bile tutuşmuş şairin!.. Her vaatte nefes olmuş, her heveste tarumar!.. Yazgısı çırpınırken o uç uç böceğine sarılmış!.. Kalbinde hep bir işgal duygusu var biliyorum!.. Kalbinin ağzı açık kalmış, ölüleri parfüm kokuyor! Rüyanın bıraktığı buğuyu annelerin saçlarıyla siliyor!.. O da diğer şairlere benziyor: Ten ve gül arasında, riya ile ölüm arasında sokaklar değiştiriyor!.. Biliyorum ‘martı’ diye bir bağırsa bütün deniz ayağa kalkacak!.. Sanki “küçük şey yoktur” demek için şiirler yazıyor!.. Sanki hep birini bekliyor gibi, ruhunda kırık bir ay telaşı!

Okumaya Devam Et

Site Altbilgisi