ATEŞİN ÇAĞRISINA RÜYALAR KOŞTU – Röportaj: MERYEM UÇAR

 Öncelikle kitabınız hayırlı olsun. Diğer kitaplarınızda olduğu gibi yine ilginç bir ad vermişsiniz kitabınıza: “Fener Bekçisinin Rüyaları” Kim bu fener bekçisi? Bir şeyler için uykularından vazgeçmeyi göze alabilen herkes. Sahip olmadığı gemilere yol göstermeyi angarya kabul etmeyen herkes. Başkalarının özgürlüğü için hapsedilmeyi kabul eden herkes. Fakat fener bekçisinin rüyalarından söz ettiğinize göre bekçi uykularından vazgeçememiş? Hayatın kendisi bir düşten başka bir şey değil. Fener bekçisi yalpalayan rüyalara kıvılcımlar düşürebilmek için çırpınıyor. Bu hikayeleri birer kıvılcım olarak düşünebilir miyiz? Düşler hem

Devamını Oku

İNSAN, EDEBİYAT VE HAYAT ÜZERİNE – Röportaj: BETÜL ZEHRA ŞENER

Edebiyat, yalnız insanların işi mi? Edebiyat yalnızlığın çocuğudur. Bu edebiyatçının Fildişi Kulesi’ne çekilip insanlarla görüşmemesi, onlarla beraber olmaması anlamına gelmez. Anton Çehov ve Sait Faik gibi pek çok yazar kahvede, çarşıda, pazarda insanlarla hemhal olmuştur. Fakat bu, onların yalnız kalmadığını göstermez. Yalnızlığı olmayanın yazacak bir şeyi yoktur. İnsan yalnız kalabiliyor mu? İnsanlık yalnız kalmayı başaramadığı için bu kadar çok hata yapıyor. Birazcık yalnız kalabilseydi aynaya bakma fırsatı yakalayacaktı. Aynaya bakma fırsatı bulamıyor. Çünkü kendiyle baş başa kalamıyor. Kendiyle baş başa

Devamını Oku

EDEBİYAT SUSMA SANATIDIR – Röportaj: NEZİHA ÇAKIROĞLU

On bir yıl aradan sonra ikinci öykü kitabınızı yayınladınız? İkinci kitap için neden on bir yıl beklediniz? Bir sanat eserinin düşünme ve zihinde taşınma süresi sanıldığından uzundur. Bir çocuğun kaç ayda dünyaya geleceği neredeyse günü gününe belliyken bir edebiyat yapıtının ne kadar zamanda dünyaya geleceği, hatta dünyaya gelip gelemeyeceği bir sır olarak kalır. Sanat yapıtları için değişken bir taşıma süresinden söz edebiliriz. Bir senede yazıldığı söylenen bir kitap bir senede mi oluşmuştur? Ömer Seyfettin, “Günlerce, aylarca, senelerce evvel yazacağınız şeyi

Devamını Oku

NUH’UN GEMİSİNDE BALIK YOKTU – Sibel Eraslan

Her hayvandan çifter çifter bindirilmişti Tufan Gemisi’ne. Bir çift sülün, bir çift sincap, bir çift kurt, bir çift tilki, bir çift at, bir çift arı, bir çift çekirge, bir çift timsah, bir çift penguen, bir çift leylek… Herkes, her milletten canlılar bindirilmişti Gemi’ye. Bir balıkları binmemişti Gemi’ye denizlerin. Oysa bir müddet sonra Cudi Dağı’nda karaya oturacak Gemi’nin yüzdüğü denizlerde, akın akın milyonlarca özgür balık yaşamaktaydı. Balıklara değmemişti Nuh’un Tufanı’nın selleri. “Balığa tufan yok, şikâyet etmedi çünkü.” diye yazmış şair Ali

Devamını Oku

KELEBEĞİN KOZASINDAN EJDERHA’NIN ATEŞİNE YOLCULUK – YUNUS EMRE TOZAL

Dil, kültür ve medeniyet havzasında insanlığın söz dizimine ev sahipliği yapan bir aynadır. Sözcükleri toplumsal göstergeler olarak ifade edersek, düşünceyi ifade eden hammaddenin dil olduğunu söyleyebiliriz. Düşünceyi ifade eden dil, aynı zamanda insanın düşünebilmesine zemin hazırlayan, düşünsel eylemin sonucunda edinilen tecrübeye biçim veren, bir süre sonra da insanın yargı ve hüküm sahibi olmasını sağlayan anlam düzeneğinin uzlaşımsal sembolleridir. Dili özgünleştirerek kendi üslubunu bulabilen yazar, okurun iç dünyasında yapacağı gezintide lokomotiflik görevinde bulunabildiği gibi, okurun ruhunu da dinlendirerek ilahi güzellikle birleşmesine

Devamını Oku

Hikayenin olduğu yerde kurgudan kaçmak ne mümkün – Röportaj: NEŞE ALVER

İsminiz, A.Ali Ural diye yazılıyor, Ali Ural diye okunuyor. Başlangıçta ‘huruf-u mukatta’ misali duran A.’nın hikâyesi nedir? Yalnız yazarların değil kahramanlarının isimlerinde de bulunuyor böylesi harfler. Ben mesela ne Tarık Dursun K.’nın “K”sını merak ettim, ne Kafka’nın Joseph K.’sındaki “K”yı. Bu yüzden meraklıları aydınlatmak yerine, merakın kıvılcımlarıyla neşelendirmeyi tercih ediyorum cevaplarımı. Fakat siz “A’nın hikayesi nedir?” diye sorunca, anladım ki ortada bir hikaye var. Hikayenin olduğu yerde kurgudan kaçmak ne mümkün. Bu soruya şimdiye kadar birbirinden farklı cevaplar verdim. Şimdi

Devamını Oku

TEK KELİMEYLE – OSMAN TOPRAK

Türk edebiyatında kalıcı eserlere imza atmış olan şair Ali Ural’ın   Tek Kelimelik Sözlük   adlı deneme kitabı Şûle yayınlarından çıktı. İlk kitabı   Körün Parmak Uçları ‘nı 1998’de yayınlayan ve böylece şiirle edebiyata adım atan Ali Ural geçen yıllar içinde Yangın Merdiveni (2000) gibi önemli bir hikâye kitabına da imza attı. Şiir ve hikâye türünde verdiği eserlerini deneme türüyle zenginleştiren Ural’ın   Posta Kutusundaki Mızıka (1999),  Makyaj Yapan Ölüler (2004),   Resimde Görünmeyen (2006),   Güneşimin Önünden Çekil (2007) ve   Satranç Oynayan Derviş (2008) gibi

Devamını Oku

TEK KELİMELİK SÖZLÜK – HÜSEYİN AKIN

Türlerin iç içe girdiği bir dünyada yaşıyoruz artık. Hikâyeden denemeye, denemden hikâyeye hatta şiire geçmek an meselesi. An mesesi dedim; çünkü zamanın tutanaklarına geçen her şey bu an içerisinde cereyan ediyor. Anı dediğimiz şey de bu birikmiş anların bir toplamı değil midir zaten. Her şey bir an içerisinde olup bitiyor. Bütün mesele o anı doğru yerinden kavrayabilmekte. Yıllar önce Ali Ural’ın “Körün Parmak Uçları” isimli şiir kitabına dair yazarken de bahsetmiştim. Gözüyle görme yetisini yitiren kişi bütün bedeniyle görmeye başlar

Devamını Oku

BÜTÜN SÖZLÜKLER TEK KELİMEDİR – Röportaj: DURSUN KABAKTEPE

Yazar ve şair Ali Ural, “Bir kelime olmasaydı, hiçbir kelime olmayacaktı. Bir kelimeyi anlayabilsek, bütün kelimeleri anlayabilecektik.” diyerek çıktığı yolda insanlığın ihtiyacı olan “Tek Kelimelik Sözlük”ü yazdı. Denemesine, “Her şey vardı, hiçbir şeyin adı yoktu. Kelimelerini arıyordu kâinat, sesini.” cümlesiyle başlayan Yazar Ural, bizi insanlık tarihinin başlangıcına götürerek Allah (c.c.)’nün ilk insan ve peygamberimiz olan Hz. Âdem’e kelimeleri nasıl öğrettiğini hatırlatıyor: “Kaplasın melekler semayı, beşeri emsin toprak, Âdem’den başka insan kalmasın. Ve isimleri öğretsin Allah ona: Hava, su, ateş, toprak

Devamını Oku

UFUK KESİŞMESİ – FURKAN ÇALIŞKAN

“Yorumlama ufukların kesişmesidir, geçmişle bu¬günün, yazarla okurun ufuklarının kesişmesi…” Gadamer Toplum, köprülere ihtiyaç duyar. Gerçekliğini muhafaza etmesi, “büyük meşrulaştırma anlatıları”nın fasit bir daireye dönüşmemesi için bağlantılara gereksinimi vardır. Çünkü gerçek işlemselleşmiştir ve değişkenlere bağlıdır artık. Bu simülatif süreçte, sanatsal birikim sahnenin hangi tarafında yer alacak? Oyuncu mu, suflör mü yoksa seyirci mi? Bu sorunun cevabı toplumların geleceği ile doğrudan alakalıdır. Bu noktada, bu çatallaşan yol ayrımında durup “hakikati bulmak” ile “hakikati üretmek” arasında bir tercih yapmak, yalnızca kişisel bir tercihtir,

Devamını Oku

“HEMZEMİN GEÇİTTE TUHAF BİR ŞARKI”: A. ALİ URAL’IN ŞİİRLERİ VE ESTETİK SORUMLULUK – NİLAY ÖZER

“fark edilen bir böcek nasıl durur duvarda” (“Keskin Nişancı” 18) Şiirin kapalılığı/anlaşılmazlığı ve dolayısıyla halktan koptuğu tartışması yeni değil. Ancak hâlâ şiirin söz konusu edildiği hemen her yerde karşımıza çıkıyor bu mesele. Şiirin açık ve anlaşılır olmak gibi bir yükümlülüğü olmadığını, belli bir okuyucu kitlesini tatmin etmek üzere yazılmadığını çeşitli dönem ve ülkelerde sayısız şair dile getirdi, bizimki sadece bir tekrar. “Günümüzde yazılan şiirlerden hiçbir şey anlamıyorum”, “Bu şiirler çok kapalı ve zor” gibi cümleleri kuranların şiire emek verip vermediğini,

Devamını Oku

ŞEYTANA KULAK ASMAYAN ŞAİR: A. ALİ URAL – MEHMET SABRİ GENÇ

Ahâli şiirin bedelini ödeyemez. Bu bedeli şiirin sahibine ödetir. Modern zamanın insanı eblehleştiren avutuculuğunda “herkes” tarafından anlaşılmak yerine, herkes olmayan biri tarafından okunmak sanırım daha verimli olur bir şair için. Nasıl ki günümüzde futbol, tüm devletler ve paraya hâkim güçler tarafından avam üzerinde baskın ve yönlendirici bir rol haline dönüştürülmüşse, yani “çok satılıyorsa” onun değerinden çok değersizliğinden bahsetmek gerekir. “1”in değerini yanına eklenen sıfırlar artırır ama sıfırın tek başına hiç bir değeri yoktur. Bir olmadan yani özü oluşturmadan sıfır eklemeye

Devamını Oku

KOR HALİNDE ŞENLİK BEKLENTİSİ – MURAT BATMANKAYA

“Farkındalık”, tarih boyunca hiç olmadığı kadar önem kazandı. Bilhassa da edebiyatta… Niyetim, yazarın/ şairin ne yaptığının farkında olması değil; niyetim, bini geçkin yayınevinin her ay okurla buluşmasını umduğu eserlerin, aslında pek de bir talepte bulunmayan okur tarafından hangi koşullarda ve nasıl fark edildiğine, buradan da o eseri üreten/ basan, dağıtan ve satan açısından ne tür beklentilerin söz konusu olduğuna odaklanması açısından vurgunun, böylesi bir alanda oyalanması… Vaktiyle şuna inanılırdı: İyi eser, eninde sonunda okuruna ulaşır! Bu teselliyle yüreğini ısıtan var

Devamını Oku

ŞİİR DARLIĞINA KARŞI “KUDUZ AŞISI” – ABDURRAHMAN ŞENEL

Günümüz şiirinde az şiir yayımlamasına rağmen, önemli bir yer edinebilmiş şairlerden biri A. Ali Ural. Şiir söz konusu olduğundaki titizliğiyle ve şiirin kendine has yanlarından taviz vermeyişle bilinen şair, ikinci şiir kitabı Kuduz Aşısı’nı ilk şiir kitabından yaklaşık sekiz yıl sonra yayımladı. Bilindiği gibi şiir geleneğimizde Ahmet Haşim, Asaf Halet Çelebi, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi az şiir yayımlamış ama nicelikteki bu azlıkla ters orantılı bir yer edinmiş başka şairler de var. Bir şairin az ya da çok şiir yazması kuşkusuz

Devamını Oku

BİR ŞİİR NASIL UYANDIRILIR – YUNUS KORAY

A. Ali Ural için Şairini görmek ister mi? Nasıl gövdelenmiştir, bilemem! Sözcükler mi, imgeler mi, sesler mi yaratmıştır onu; Şairin ruhu mu üflemiştir bilinmezliklerden? Bir körün parmak uçlarından yükselir gözleri Belki de şiirin hizasından geçmiştir dilsiz bun! Belki de oradadır başka dağ, öteki yüz’de Dizeleriyle açılır bir özge göğün nehirleri Sonsuz su’yun ötesinde Allah’la buluşmuştum! Adı olmayan sokaklar kaybolmuş çocuklar gibidir Bütün annelerin endişeyle yolunu gözledikleri. Kimseler çalamasın diye patikalar’ı ben Sözünü ettiğin tavan’a yazdım şiirimi. Bütün bebekler hâlâ bin

Devamını Oku

GÜZELE BAKMA CESARETİ GÖSTEREN ŞİİR – AYŞE SEVİM

Dikkat etmek cesaret ister. Züleyha cesurdu, bu yüzden Yusuf’a dikkatle bakabildi. Yusuf’a dikkatle bakabilmek cesaret ister. Yeryüzünde Yusuf’a dikkatle bakmayan bir kalabalıkla yaşamak zorunda olduğunu bilmek cesaret ister. “Hey!: Yusuf var…” diyebilmek cesaret ister. “Hey!: Yusuf var…” demek, kudurmuş bir kalabalığa kuduz aşısı yapmaktır. Kuduran kalabalığa duyulabilecek en güzel merhamettir aslında. Merhametten vazgeçmemek cesaret ister. okunaksız ölüler bıraktın sahillerde kargacık burgacık gözler, akbaba tüyleriyle yazılan birazdan güneş kapıma dayanacak seni ihbar etmemem için ayaklarıma değil yüzüme kapan!1 A. Ali Ural’ın

Devamını Oku

TİNSELLİĞİN AZALDIĞI BİR DÜNYADA A. ALİ URAL’IN ŞİİRİ – CELÂL FEDAİ

“Ve insan ruhunun güçlendiği dönemlerde sanatın da gücü artacaktır.”                                                                                                                                                                  Wassily Kandinsky                                                                                         “Dünyada ruh kadar güzelliğe düşkün,                                                                                onu böylesine emen başka hiçbir şey yoktur.                                                                            Bu yüzden, pek az ölümlü, ruha güzellik veren                                                                                              bir ruhun öncülüğüne dayanabilir.”                                                                                                                                                          Maurice Maeterlinck                                                                                                   “Sanatçı her şeyi birden başaran                                                                                              bir ‘Pazar çocuğu değildir.”                                                                                                                                                        Wassily Kandinsky Müstesna ve Seçkin Olan Şiir tarihi içinde müstesna bir yeri olabilecek şiirin, sadece ve sadece seçkin bir kişilikçe mayalanabileceğini düşünüyorum. Bu düşünce her

Devamını Oku

KUDUZ AŞISI – CAFER KEKLİKÇİ

Şair ‘temiz hava’ insanıdır. Bir atmosfer yakalar ve şiirini yazar. Bu durumun oluşması için şairde varolması gereken içsel teşekküller inşaasının insiyak etmesi lazım gelir. Yani şair, kültürel birikim ve insani bütünlük merhalesini kendi şahsına münhasır bir çizgide devam ettiriyor olmalıdır. Bunun için gerekli harç ise çile ve özdür. Biri olmazsa diğeri eksik kalır. Çile; hayat meşgalesinden sabır süzeği ile edinilen katıksız hamurdur. Sabır ise insana verilmiş en büyük dinamittir. Patlarsa insanlık birikimi yokolabilir. Bu yüzden günlük hayatta çokca kullanılan bir

Devamını Oku

A.ALİ URAL İLE ŞİİRİNİ KONUŞTUK – Röportaj: ABDURRAHMAN ŞENEL

A. Ali Ural çocukluk aşkı şiirle hep hemhal olmasına karşın bunu özenle gizlemiş bir titiz şair. Eskilerin müşkülpesent dedikleri türden. Başkalarının şiirlerini yayımlarken de öyle kendilerinkini yayımlarken de… Bu yüzden de külliyat yerine iki kendine has kitapla (Körün Parmak Uçları ve Kuduz Aşısı), Türk şiiri tarihinde atalarının ardında safını tutmuş. Yaklaşık on beş yıldır büyük Türk şiiri okyanusuna küçüklü büyüklü nehirler aksın diye dergiler çıkarıyor. Kim coşkuyla, başını taştan taşa vurarak okyanusa varmak istiyor, onun destekçisi. Hayatı da şiiri gibi…

Devamını Oku

SINIRIN OLDUĞU YERDE ŞİİR OLMAZ! – Röportaj: ABDULLAH AKAN / BİRDAL AKAR

Sekiz yılın ardından okurla yeni bir şiir kitabında buluşmanız şiirimiz adına çok sevindirici. Tebrik ederek söze başlamak istiyoruz. Kuduz Aşısı bir şiir kitabı için çarpıcı bir isim ve kitapta bu isimde bir şiir bulunmuyor. Ancak kitaptaki Hidrofobi, Köpek Dili gibi şiirleri bu isimle ilişkilendirebilmek mümkün. Ana tema olarak kuduzu seçmenizin nedeni nedir? Kuduzun iki tarafı var: Isıran ve ısırılan. Bir tarafı hayvan, diğer tarafı insan olan bu ölümcül iletişimde dişler aracılık ediyor. Özneler yerlerinde durduğu takdirde her şey “doğal”. Fakat

Devamını Oku

A.ALİ URAL’IN BİR RÖPORTAJDA “SİZİN ANKA MASALINIZ NEDİR?” SORUSUNA VERDİĞİ CEVAP

Sanat, bilinçlerinden doğduğu insanların hikâyelerini masala çevirerek hakikatin inandırıcılığına çocukların saf hayallerini katar. Bu hayaller uçucu olmalarına karşın inandırıcılığa gölge düşürmek şöyle dursun, hakikatin gücünü hayalin büyüsüne sararak, bir kuşa bir fili taşıtır. Kim bilir kaç sultan masaldaki Anka’yı bulmak için yanıp tutuşmuştur da Kubilay Han dillendirebilmiştir bunu. İstemenin hangi derecesiyle kükrediyse, askerleri Anka tüyü diye rafya palmiyesinin yaprağını koymuşlardır avucuna. Ölüm korkusuyla uydurulan bu yalan Kubilay Han’ın yanan            arzusuyla birleşince ortaya bir hakikati çıkarmıştır ki, bir palmiye yaprağıyla bir

Devamını Oku

BOĞANIN GÖLGESİ KAPAĞA DÜŞTÜ – Röportaj: NURİYE AKMAN

Yangın Merdiveni’nin yazarı Ural’a göre; okur, kırmızı pelerini göstermeseydi boğa boynuzunu uzatmayacaktı. Bugünlerde hangi dala el atsanız kırılıyorsa, bütün kavramlarınızın içi boşaldıysa, canınız sıkılıyor ve kaçmak istiyorsanız, kaçışınıza hiç değilse bir kitabın sıcaklığı eşlik etsin istiyorsanız, kısa, vurucu, uçuk, sarsıcı hikayeler seviyorsanız, gerçeğin öte yakasına geçmeye hazırsanız, Ali Ural’ın Şule yayınlarından çıkan Yangın Merdiveni’ne koşabilirsiniz. Bir gün kaçmak istiyordum. Neyden ve nereye; bilmiyordum. Bir rafta, hangisiydi unuttum, Yangın Merdiveni’ni gördüm. Kül olmadan ineyim şu merdivenden dedim. Kitap bitti. İnmeye çalışırken,

Devamını Oku

YANGIN MERDİVENİ NEREYE ÇIKAR – MUSTAFA KURT

Çok aceleniz var. Bilet almaya zaman bulamadınız. Atladınız trenin bir vagonuna. Zaten kısa bir yolculuk yapacaksınız. İçeride biletin bedelini fazlasıyla ödemeye de razısınız. Ancak o kadar kolay sıyrılamayacaksınız bu izinsiz binişten. Kondüktör yanınıza yaklaşacak. Siz hemen cüzdanınıza sarılıp “Cezam ne kadar?” diyeceksiniz. Kondüktör yolculara dönerek ve “Duydunuz mu bileti yokmuş” diyecek. Trenin içinde korkunç bir kahkaha kavrulacak. Tren son hızla giderken, kondüktör kapıyı açacak ve bütün yolcular “Atla! Atla!” diye tempo tutacaklar. Trene biletsiz binmenin bedelinin bu olduğunu düşüneceksiniz o

Devamını Oku

BULDUĞUNUZ İLK MARTIYI KALBİNE SÜRÜN – ENGİN TURGUT

Islığı bile tutuşmuş şairin!.. Her vaatte nefes olmuş, her heveste tarumar!.. Yazgısı çırpınırken o uç uç böceğine sarılmış!.. Kalbinde hep bir işgal duygusu var biliyorum!.. Kalbinin ağzı açık kalmış, ölüleri parfüm kokuyor! Rüyanın bıraktığı buğuyu annelerin saçlarıyla siliyor!.. O da diğer şairlere benziyor: Ten ve gül arasında, riya ile ölüm arasında sokaklar değiştiriyor!.. Biliyorum ‘martı’ diye bir bağırsa bütün deniz ayağa kalkacak!.. Sanki “küçük şey yoktur” demek için şiirler yazıyor!.. Sanki hep birini bekliyor gibi, ruhunda kırık bir ay telaşı!

Devamını Oku