Göze
A. Ali Ural hakkında, uzun süredir her eseriyle bir veçhesini ele aldığı büyük bir sözü tamamlamaya gayret ettiği, bir tavrı göstermeye çalıştığı söylenebilir. “Bu zaten şairin görevi,” diyebilir miyiz? Şair sezgileriyle önceden gören, fark eden, işaret edendir çoğu zaman. O, farklı bakış açısıyla, birikimiyle, eleştirisiyle öne çıkar. Kimi zaman da unutulanı, külleneni, değeri eksilmese de ortada olmayanı tekrar ortaya çıkarır, gündeme taşır. A. Ali Ural da bunu beşinci kez yapıyor Kâğıda Sarılı Rüzgâr’la. Daha önceki şiir kitaplarında da şiirlerin müstakil taşıdığı imgeler/anlamlar haricinde, kitap bütünlüğünde sıralanmasından bölümlenmesine hatta görsellerle birlikte toplamda yeni bir imgeyi/anlamı da oluşturmasına şahit olmaktayız. Hatta bunu bir adım öteye taşıyarak özelde şiir kitaplarının genelde bütün eserlerinin de birbirlerini tamamlar, çoğaltır, sözü/tavrı bütünler nitelikte olduğunu da söyleyebilirim. Bunu küçük derelerin birleşip bir ırmak olmasına benzetirim çoğu zaman. Asıl önemli ve işaret edilense toprağın altında, hemen görülmeyen, fark edilmeyen ama değerli olan kaynaktır. Ne zaman ki o gözeden çıkar ve yeryüzüyle buluşur, o zaman bir çağıltı, coşku, akış ve canlılık da başlar.
Rüzgâr
Yalın Kılıç adlı yazımda A. Ali Ural’ın Gizli Buzlanma kitabını merkeze alarak daha önceki şiir kitaplarını da göz önünde tutarak Ural’ın şiir anlayışını, şair olarak tavrını, gelenekle olan ilişkisini, düşünce yapısını ve toplamda söylemek istediği sözü, bütünde meydana çıkan imge/anlamı ortaya koymaya çalışmıştım. Kâğıda Sarılı Rüzgâr da bu bütüne eklenen, tamamlayan, çoğaltan, belirginleştiren, farklı yönlerini gösteren bir eser olarak karşımıza çıkmakta. Eserde ilk göze çarpan fiziki ve matematik özellikler. Kitap üç bölümde bulunan toplam yirmi yedi şiirden oluşuyor, her bölümde dokuz şiir var. Bu matematik oyunu ilk şiirde de kendini gösteriyor. Üç Kere Dokuz Yirmi Yedi. Her şiirin başında da bir resim. Ayşe Ural’ın kaleminden çıkan bu resimler de şiirlerin müstakil imge/anlamlarını çarpıcı bir şekilde sunuyor okura.
Buradan A. Ali Ural’ın oyun yaptığı gibi bir basit anlam çıkmasın. Amaç, sözle simetri oluşturmak ve anlamı her köşesinden yakalayıp ortada toplamaktır. Simetri doğada da cisimlerin mükemmel forma ulaştıkça kazandıkları bir özelliktir. Şiirlerin müstakil anlamları yanı sıra kitap bütünlüğünde de bir anlama ulaştıklarından bahsetmiştim. Bu sayısal gayret, bunun güzel bir göstergesi.
Sen Şiiri Seç
İlk bölüm, Sen Şiiri Seç. Şiir, Ural için her zaman ilk sırada olmuştur. Kitaplarının basımına da dikkat edilirse ilk kitabı Körün Parmak Uçları’dır. Çünkü ona göre bir şeyi söylemek, hissettirmek, duyurmak şiirle mümkündür. Eleştirmek, yermek için de şiir en güçlü araçtır. Kadim geleneğimizde de şiir hem yöneticileri yüceltmek için hem yermek için yazılmıştır. Bunun yanı sıra mersiyeler, hicviyeler, kasideler, gazeller de meramı anlatmak, duyurmak için yazılmış şiir türlerinden bazıları.
İlk bölümün şiirlerine baktığımızda isimleri bile bize bir anlam ifade etmekte. Usta, Şair Okuması, Okuma Biçimleri ve Şairin Ölümü bu bölümde ana omurgayı oluşturmakta. Ustalık için söylenmiş şu beyit şiir ve sanatta konuyu özetler niteliktedir.
ham ervah anlamaz hüner nereden doğduğunda kopar kıyamet
sahibinden ayrı sanat bir sanrı olarak kalır, atını terk ettiğinde
Şair Okuması ve Okuma Biçimleri, okuma ve bakma arasında bir bağlantı kuruyor. Her bakan görmez. Her okunan da bir değer katmaz okuyana. Okunan doğru okunmadıysa onun künhüne de varılamaz. Bu noktada ilk emrin “Oku” olduğu, o an orada okunacak bir nesne olmadığı hâlde böyle bir emrin gelmiş olması, “Ben okuma bilmem,” cevabı. Buradan hemen okunacak olanın her şey olduğunu, insan olduğunu, yaşam olduğunu, varlık olduğunu ve daha pek çok şey olduğunu anlayabiliyoruz. Bu bakış açısıyla Ural da okurunu yönlendiriyor. Şair okuması nedir, okuma biçimleri nelerdir?
Şair Okuması şiirinde, okuma ve delilik kavramları yan yana geliyor. Her durumda, her şartta, her an okumak. Yağmur altında pek mümkün olmasa da bu yağmur bildiğimiz yağmur değil. Asıl bu yağmurda okumamız gerekir. Çünkü bu yağmur rahatlığın, konforun, vurdumduymazlığın, alışmanın, itirazsılığın ve dahasının sağanağı. Yağmur yağıyor ama gökle bağı kopmuş. Tekrar göğe çeviriyor okurun yönünü Ural. Onu sallanan sandalyeden kaldırmaya gayret ediyor. Platon’a çatıyor, mağarasından attığı taşı iade ediyor. Platon’un şairler için söylediği malum.
yağmurun altında kitap okuyan esirgemez gözünü gökten
Okuma Biçimleri’nde de hemen aynı konuyu devam ettiği görülebilir Ural’ın. Burada okumayı yalnız okuma olarak değil, bir deneyimleme olarak gördüğünü de söylemek gerekir. Tecrübe edilmemiş bilgi, okuma çok da karşılık bulmayacaktır çünkü. Anlık bir ezber gibi bir an akılda kalıp sonra yavaşça silinecektir bellekten.
dağı okumanın yolu yoktur tırmanacaksın
Okuma Biçimleri’nde dikkat edilmesi gereken bir diğer konu da çağrışımlar yoluyla gelen eleştiri. Kapital ve kapitalizm arasında kurulan bu çağrışım A harfinin dağ benzerliğinden yola çıkılarak doğa ve kapitalizm arasında da kurulmuş olmaktadır. Doğa cömertçe insana her şeyi sunarken insanın hırsıyla minimum kaynak kullanımı ve maksimim kâr elde etme amacı ustaca yerilmiştir.
düştüğü yerde kapital bir A olarak yükselir, bir dağ olarak
kapitalist bir A olarak değil az enerjiyle çok çalışan
Yine bu şiirde metinlerarasılık da gözden kaçırılmamalıdır. Göğe bakmak ve durak imgeleri Turgut Uyar’ın şiirini hatırlatır. Ural’ın göğe bakışı elbet Uyar’dan farklıdır. Ural’da gök semavi olduğundan çok ilahidir. O, göğü tek kurtarıcı ve yardımcı olarak görür. Eller ona açılır ve yardım ondan beklenir.
Bu bölümün son şiiri, Şairin Ölümü. Özellikle şairin topluma karşı yapmaya çalıştıkları ve toplum gözündeki itibarı, yine metinlerarasılık kullanılarak eleştirilmiş durumda. Şinasi’nin Şair Evlenmesi’ne ve Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası’na yapılan gönderme hemen dikkat çekmektedir. Metinlerarasılık olarak görülmese de Sezai Karakoç’un yürürken çekilmiş bir videosuna yapılan gönderme de dikkatten kaçmamalı.
dudakları kıpır kıpır dua mı kimse bilmiyor
Valery’nin, “Şiirde ilk dize Tanrı vergisi, gerisi alın teridir,” sözü de şair ve Tanrı arasında kurulan, kurulması gereken bağı göstermesi açısından önemlidir.
fakat bir mısra bulmak kolay mı “İlk mısra Tanrı’dan.”
Şairin sözünü ulaştırması için katlandığı zorluklar, geçim sıkıntısı ve borçlar dikkat çeken konulardır. Şiirde geçen “Eşyaya kök salmak” ifadesi iki yönlü anlamaya müsaittir. İlki birincil anlamı olan maddi bağ, ikincisi ise mecazi olarak kurulan bağ. Elbet yaşamda eşyayla fiziki olarak temasımız ve bağımız mevcut ancak ondan kopamayacak derecede ona bağlanmış olmak, dünyaya bağlanmış olmak görülmektedir bu şiirde.
hadi bana eyvallah diyemez kök salmıştır eşyaya
Sen Kılıcı Seç
Sen Kılıcı Seç bölümü Sezai Karakoç’a ithaf bir şiirle başlıyor. Şiir, ismini Karakoç’un Hızırla Kırk Saat şiirindeki bir dizeden alıyor. Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz. Şiirde geçen kesik dans, Sezai Karakoç’un çağın değişen şartlarına karşı eleştirilerini sıralamadan hemen önceki dizede geçiyor. Karakoç, şiirin bu bölümünde kadın haklarından devlet yönetimine, teknolojiden inançlara modernitenin getirdiği pek çok değişimi ve olumsuzluğu belirtir. Bunlara karşı da ne yapması gerektiğini yeşil sarıklı ulu hocaların öğretmediğini söyler. Bilindiği gibi dans, karşılıklı olarak iki tarafın birbirlerine ve müziğe uygun olarak adım ve hareketlerini kapsar. Karakoç burada iki tarafın birbiriyle dengeli ve uyumlu bir şekilde hareket edemeyeceğini belirtmek için kesik dans tanımını kullanır. Çünkü taraflar birbirlerinden bilgi, teknoloji, inanç olarak çok farklıdır. Bu da bir tür kopukluğu, kesikliği doğurur. A. Ali Ural, şiirine bu ismi verirken şiiri de Sezai Karakoç’a ithaf ederek bir anlamda kaynağı göstermiş ve şiirdeki anlamı da işaret etmiştir. Şiirini dans kurgusu üzerinden kurgulayan Ural, çağın getirdiği şartlara da eleştirisini adım ve el hareketleri üzerinden vermektedir.
üç adımda üç dünya haydi kalkıyor
birrrrr birinci mevkide seyahat eden yırtıcılar
ikiiii ikinci dünya savaşından beri geçmeyen bulantım
üçççç üçüncü dünya mı başımı döndürüyor döndükçe
Modern ve kapitalist çağın taşıdığı özellikler eleştirinin merkezinde görüldüğü üzere. Yine şiirde geçen maske değiştirme ile insanların birbirleriyle ilişkilerindeki sahtelikleri, üç oda bir orman ifadesiyle minimalizmin getirdiği yaşam şartları, alınıp verilen çeklerle ticaret anlayışı ve gitgide değişen çağ özellikleri göz önüne serilmek istenmiştir.
Bu bölümün bence dikkat çeken diğer bir şiiri de Deveye Ağıt şiiridir. Gâşiye Suresi 17. ayette de geçen deveye bir atıf olarak anlaşılabilir. Ayetin meali, “Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır!” şeklindedir. Şiirin içinde de tırnak içinde müstakil bir dize olarak bu ayeti görüyoruz. Şiirde ismi de anılan Kasvâ, Peygamber Efendimizin devesidir. Peygamber Efendimiz, yaşamında hicret, Mekke seferi ve Veda hutbesi gibi önemli olaylarda Kasvâ ile birliktedir. Şiirde satranç kurgusu üzerinden günümüz savaşlarına değinilmiştir. Aynı zamanda Fuzuli ismi eş sesli kullanılarak söyleyiş ve anlam zenginliği sağlanmıştır. Yine şiirin ilerleyen bölümünde haksız yere cana kıyanlar için cehennem anıldıktan sonra Fuzuli’nin Su Kaside’sinden bir dize ile yine metinlerarasılık yapılmıştır.
Çağın getirdiği sorunlardan biri de salgın hastalıklar. Bulaş şiiri de dünya olarak yaşadığımız uzun pandemi sürecini ve bu sürecin etkilerini gösteren bir şiir olarak karşımıza çıkıyor. Bu bölümde Çalıntı Ateş ve Sel şiirleriyle ülkemizde yaşadığımız orman yangınları ve seller konusu gündeme getirilmiştir. Çalıntı Ateş şiirinde kızılçamlar ve Sel şiirinde de sürüklenen dal metaforuyla doğa felaketleri ve insanlar, bu olaylar karşısındaki yanlış tutumları eleştirilmiştir.
selden kurtardık diye sana el uzatanlar
çatır çatır yakacak seni şöminesinde
Sen Hilali Seç
Kitabın son bölümünde bulunan şiirlerin genelinde olan bir özellik var. Şiirler belirli şahsiyetleri ele alıyor. Hatta çoğu da o kişilere ithaf edilmiş. Muhammed Ali, Mehmet Akif Ersoy, Hacı Bektâş-ı Velî, Yunus Emre ve Süleyman Çelebi. Türk ordusu için yazılmış Mehmet şiirini de eklersek bölümde bulunan dokuz şiirden altısının belirli bir karakter için yazıldığı görülür.
Hilal, dünyada İslam’ın sembolüdür. Bu bölüme de isim olan hilal, yaşanan çağın sorunlarına karşılık bir çözüm önerisi olarak, çağı anlattığı ve eleştirdiği ikinci bölümden sonra gelir. Böylece okura, modernizmin ve batılı düşüncenin karşısında kendini korumak için sağlam bir zemin verilmiş olur. Yaşanan bütün bu sıkıntılardan kurtuluş reçetesidir bu bir anlamda. Ali’nin pamuk şekeri eldivenleri, dişinde kamaşan bıçağıyla; Akif’in canavarı, “Korkma” diyen sesiyle; Mehmet’in yürüyüş kararı saymasıyla, Bir’e yönelmesiyle; Hacı Bektâş’ın teslimiyetiyle, Yunus’un Türkçesiyle, Süleyman Çelebi’nin müjdesiyle hep aynı şeyi işaret eden, aynı ilacı veren, aynı devayı sunan bir reçete.
Bu bölümde Hüda Kaldı Hüda, Suret ve Onu Karşılamak şiirlerinde kadim şiirimizde olan tahmise benzer bir biçim özelliği de dikkat çekmektedir. Adı geçen şiirlerde, ithaf edilmiş olan şairlerin birer beytine birer bent yazarak şiirinin çatısını kurmuş A. Ali Ural. Buradan da anlıyoruz ki onların yüzyıllar öncesinden gelen sözlerinin günümüz insanı için hâlâ taşıdığı anlam var. Bu anlamı belirginleştirmek, dikkatleri üzerine çekmek için bu şiirler çok kıymetli bir çaba.
Yine bu bölümde olan şiirlerden Akif, Cemre, Kudüs’le; Kanat şiiri Afganistan’la ilgili olarak dikkat çeken şiirlerdir.
Bu bölümde de çok odalı evler, otomatik vites araba, avm, mangal gibi lüks ve keyif özellikleri olan işaretler şiirlerde sıklıkla geçmekte. Buna mukabil Mehmet Akif’in şiirlerinden, özellikle İstiklal Marşı’ndan yapılan metinlerarasılık hemen dikkat çekmekte. Canavar, korkma, toplu vuran yürekler, sessiz yaşama gibi kelimeler hemen seçilmekte. Modernizme karşı alınmış bu açık tavır şiirlerin hemen hepsinde görülmekte. Diğer şiir kitapları ve eserleri de bütün olarak düşünüldüğünde A. Ali Ural’ın sözü irtifasını arttırarak, duymayan kulaklara duyurarak, görmeyen gözlere göstererek, anlamayana anlatarak dalga dalga yayılıyor.
Şafak Çelik
Karabatak Dergisi, 63. Sayı, Temmuz-Ağustos 2022
külden anka değil gülden can doğdu
Kâğıda Sarılı Rüzgâr, A. Ali Ural, Şule Yayınları 2022
Karabatak, Sayı 14, Mayıs – Haziran 2014
Usta, Kâğıda Sarılı Rüzgâr, S.17, A. Ali Ural, Şule Yayınları 2022
Şair Okuması, Kâğıda Sarılı Rüzgâr, S.24, A. Ali Ural, Şule Yayınları 2022
Okuma Biçimleri, Kâğıda Sarılı Rüzgâr, S.27, A. Ali Ural, Şule Yayınları 2022
Okuma Biçimleri, Kâğıda Sarılı Rüzgâr, S.27, A. Ali Ural, Şule Yayınları 2022
Şairin Ölümü, Kâğıda Sarılı Rüzgâr, S.42, A. Ali Ural, Şule Yayınları 2022
Şairin Ölümü, Kâğıda Sarılı Rüzgâr, S.43, A. Ali Ural, Şule Yayınları 2022
Şairin Ölümü, Kâğıda Sarılı Rüzgâr, S.41, A. Ali Ural, Şule Yayınları 2022
Kesik Dans, Kâğıda Sarılı Rüzgâr, S.47, A. Ali Ural, Şule Yayınları 2022
Sel, Kâğıda Sarılı Rüzgâr, S.57, A. Ali Ural, Şule Yayınları 2022
Onu Karşılamak, Kâğıda Sarılı Rüzgâr, S.107, A. Ali Ural, Şule Yayınları 2022