A.Ali Ural, ilk deneme kitabını 1999’da çıkarmıştı. Şimdilik son deneme kitabını ise 2019’da neşretti. Yirmi senede on iki deneme kitabı… Bu yazıda, A. Ali Ural’ın denemelerini okurken tuttuğum notları sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Deneme türünün ne olduğu, nerede durduğu konusunda bir muğlaklık söz konusu. Bunun sebebi, elbette türün kendi karakterinden kaynaklanıyor. Aslında belli bir “karakteristik”le tanımlamakta zorlanmamızdan kaynaklanıyor. Öyküyü en genel bağlamında bile olsa “anlatmak” fiiliyle tespit ederiz. Mesela deneme için de “açıklamak” tanımı yeterli olur mu? Şiiri “duygu”ya yakın bir yerde tespit ederiz. Deneme için de “fikir” kavramını kullansak yeterli olur mu? Olmuyor. Ne “açıklama” ne de “düşünce serd etme” tanımlamaları denemeyi ihata ediyor. Deneme bazen bir olayla karşımıza çıkıyor. Bazen çok duygusal, şiirsel bir pasajla. Bazen yoğun felsefi metinlerle görülüyor deneme. Bazen portrelemelerle. Deneme öyküye yaklaşırken, şiire göz kırparken, olay aktarırken, düşünce serd ederken neden “deneme” olduğunu belki biraz izhar ediyor. Ama biz denemeyi izah etmekte zorlanıyoruz. Geliştirdiğimiz kalıplar herhangi bir denemecinin eserlerini kapsamayabiliyor. Gene de en çok düşünceye ve açıklamaya yakın. Gene de en çok bireyselliğe ve öznelliğe yakın.
A.Ali Ural, edebiyatın farklı türlerinde eser vermiş birisi olsa da, kanaatimce eserlerinin merkezinde şiir bulunur. Mağmanın çevresinde koskocaman bir dünya gezegenini tutması gibi, Ural’ın diğer bütün eserlerini şairliği besler ve tutar. Dolayısıyla şiir, öykü ve deneme yazarı olarak tespit etsek de, Ural hepsinden önce şairdir ve o da Tanpınar gibi, diğer eserlerini şiir ateşinin çevresinde ısıtır. Ural’ın deneme kitaplarını okurken aldığım notların başında, bu şairliğin beslediği imgeli, teşbihli, ironik ve artistik denebilecek üslup dikkatimi çekmişti. Sanırım geniş okur kitlelerinin Ural’ı çok sevmesinde; bu imgeli, şaşırtıcı mukayeseler içeren, zaman zaman çok hüzünlü, zaman zaman çok ironik ama daima dikkatli ve ağırbaşlı üslubunun payı büyüktür.
Ural, sahabelerin hayatından, Batılı, Doğulu şair ve yazarların portrelerine, kelimelerin çağrışımlarını içeren yazılardan gazete haberlerini çok ilginç bir biçimde estetize ederek yorumladığı deneme kitaplarına kadar uzanan geniş alanda, hiçbir zaman sıradanlaşmaz. Bu da okurun sayfalar akarken metne bağlanmasına, metni bırakmamasına sebep olur. Cümlelerden cümlelere geçişler sürprizler içerir. Gözümüzün önüne birdenbire heyecanlı bir manzara veya adını hiç duymadığımız bir filozofun derhal not almak isteyeceğimiz çarpıcı sözü çıkıverir. Denemeler büyük bir genel kültür ansiklopedisine doğru evrilir. Hepimizin bildiği, az çok aşina olduğu yazar veya olaylara değil, çok az bilinen, sıradışı örneklere yönelir. Bu da yazarın Batı ve Doğu edebiyatını dikkatli okuduğunu veya bu konuda ciddi bir hazırlık yaptığını düşündürür.
Deneme kitapları, çoğunlukla bir yayın organında çıkmış periyodik yazıların toplamıdır. Bir anlamda Ural’ın denemelerini bir yayın organında tefrika ettiğini ve tefrika bittikten sonra bunları kitap haline getirdiğini düşünmemiz mümkündür. Zira kitabı oluşturacak diyelim ki elli deneme, bir hat üzerinde ilerler. Belli başlı düşünürler, kavram ve kelimeler, meşhur sahabeler gibi… Her kitabının bir kompozisyon içermesi bundandır. Bu durum, dağınıklık riskini ortadan kaldırır. “Tefrika” ifadesi ister istemez yazarın denemeciliğini bir emeğe ve işçiliğe dönüştürdüğünü gösterir. Bir yandan emek ve işçilik tüm denemelerin iç sistematiğini belirler. Ama bir yandan o şair bakış, zikrettiğim, okuru metinden koparmama başarısını gösterir. Buna da ilham mı demeli? O halde emek ve ilham iç içedir. Emek derken denemelerin iç sistematiğine ve yazılmadan önceki sürecin iyi işletilmiş olmasını kast ediyorum. İlham derken ise şairliğinin imkanlarından da yararlanarak şaşırtıcı imge ve buluşlara yer vermesini kast ediyorum.
Ural’ın referansları, okurun daha önceden alışmış olduğu yoğunluğu çok çok aşar. Bir başka deyişle, okur, bu kadar yoğun bir biçimde farklı yazar ve eserden alıntılar yapılmasına veya anıştırma yapılmasına alışık değildir. Ural, adeta okura bir “göndermeler bombardımanı” yaşatır. Referans kullanımı ise iki farklı şekilde tezahür eder: Alıntı ve gönderme. İkincisi metnin ritmini güçlendirmesi bakımından daha dikkat çekicidir. Yani, aslında başka bir düşüncenin izinden gidilirken, cümlenin içinde birkaç kelimeyle başka bir olaya veya söze atıf yapılması okurun dikkatini metne çeker.
Yazar, aktüel olanın dışında ama daima çağının içindedir. Kendi gündemini kendi belirler. Bir sanatçı tavrı içinde, bütün dünyevi gailelerden uzakta ama insanlık derdiyle baş başadır. Elbette insana, kalbe, dine, şarkıya, eve çağırır. İslami olanı İslami terimlerle söylemekten çekinmez. Batıya karşı bir kompleks duymaz. Ama nefret de beslemez. Halbuki ülkemiz aydınlarının belki de en büyük sorunu, bu nefretle kompleks arasında kalmış olmalarıdır. Batıya aynı göz hizasından bakamazlar.
A.Ali Ural şiir dilinin imkanlarını denemeye taşır. Yinelemeler, devrik cümleler, söz sanatları, imgeler, bunlar arasında yer alır. Denemeleri zaman zaman mensureleşir. “Mensure” bugünkü dilde “düzyazı şiir” olarak anlaşılabilir. “Mısra düzeni olmayan şiir” demek de mümkündür.
Son olarak şöyle bitirelim: Ural denemeciliği, kültürel olanla duygusal-yaşantısal olan arasında yaşar. İlhamla emek, kültürelle duygusal-yaşantısal arasında, birinden ziyade birine uzak veya yakındır. Sarkaç gidip gelir. İçselleşir. Dışsallaşır. Ama daima yazar, bir “kıvam”ın endişesindedir. Gene de ben bir okur olarak risk alayım ve şöyle diyeyim: Duygusal, şiirsel, içsel ve esinsel olan, terazinin diğer kefesine göre daha ağır basar.
A.Ali Ural: Hikmet ve Metafor
A.Ali Ural’ın yeni kitabı Bisiklet Dersleri (Şule, 2017) yazarın belli başlı denemecilik özelliklerini bünyesinde barındırıyor. Ural, denemelerinde ilginç olaylara, haberlere, edebiyat, sanat, kültür tarihinden bilinen kişilerin/olayların bilinmeyen yönlerine değinmeyi çok seviyor. Görünende görünmeyeni bulmayı hedefliyor. Bize aradığımızı vermeden önce bekletiyor, merak ettiriyor, bizi bir finale hazırlıyor. Düşünceye, hikmete, mesaja bir olaydan, bir örnekten, bir metafordan ulaşmayı, bu sayede okuru merak ettirmeyi amaçlıyor. Mesajını bu merakı giderme vakti geldiğinde veriyor. Zaman zaman bir öykünün malzemesi olacak kadar derinlikli ve tüyler ürpertici olayların, çok orijinal sahnelerin bir deneme içinde kullanılmasına üzülüyorsunuz. Keşke bundan bir öykü kotarılsaydı, dediğiniz oluyor. Özellikle “Kâhin ve Kadın” adlı yazı veya “Unutulma Korkusu”, bir öyküye dönüştürülseydi, dediğimiz türden metinler. Ural’ın gerek doğudan gerekse batıdan geniş bir okuma kültürüne sahip olduğunu görüyoruz. Sadi’den Shakespeare’e, İbn-i Farız’dan İmam Şibli’ye, Gazali’den Mona Lisa’ya, Pinokyo’dan Sil Baştan filmine kadar uzanan çok geniş ve çeşitli bir kültür alanı bu. Ural, doğal olarak insanın zaaflarına, modernitenin bizden alıp götürdüklerine vurgu yapıyor. İnsanı kalbine çağırıyor. Ama bunu yaparken özgünlükten asla taviz vermiyor. Binlerce kez işlenen konular, hiç duyulmamış örneklerle veya yepyeni bir dille sunulduğunda insanlara bir şekilde ulaşırlar. İşte Ural’ın onca sene içinde olgunlaşmış kalemi tam da bunu başarıyor. Sosyal medyanın ruhumuza verdiği zararları öylesine düzayak bir biçimde söylemek de var, ama Ural “yüz yağmuru” diyerek durumu bir metafora dönüştürmesini biliyor. Bence asıl incelenmesi gereken tarafı bu Ural’ın. Her neye dokunursa onu düşünülmeye değer bir özgünlükte ele alabiliyor. Bunu da metaforlaştırarak, masallaştırarak, dramatize ederek yapıyor. Türk denemeciliği denildiğinde başa yazılacak isimlerden birisi Ali Ural. Zira kendine mahsus bir deneme dili, üslubu geliştirmiş durumda.
(Hece Dergisi, Sayı 282/283/284, Özel Sayı 40 Temmuz/Ağustos 2020, s. 809)