Ziya Osman’ın “Şiirin beşeri olduğu nispette hafızalarda kalacağına inanırım.” hükmü hakkında ne dersiniz?
Şiirin gücü samimiyetindedir. Onu kendi olmamak çürütür. Zorlama imgeler yapaylaştırır. Nazım Hikmet’in Orhan Kemal’in şiirlerini eleştirirken söylediği şu sözleri Ziya Osman’ın şiirin beşeri olması gerektiğine dair düşüncesiyle özdeşleştirebiliriz: “Samimiyetle duymadığınız şeyleri niçin yazıyorsunuz? Bakın, aklı başında bir insansınız… Duyduklarınızı, hiçbir zaman duyamayacağınız tarzda yazıp komikleşmekle kendi kendinize iftira ettiğinizin farkında değil misiniz?” Nitekim şiirinin masaya yatırıldığı o günü anlatırken Orhan Kemal, “…Taşkın hislerimi samimiyetle, insan gibi değil de, ‘ilâhileştiğini’ iddia edenlerinkilere benzetip onlar gibi komikleştirerek içinde dile getirdiğim şiirler…” olarak tanımlayacaktır yazdıklarını. Şiirin modern zamanlarda hafızalarda kalamamasının nedeni insan bünyesine uymayışıdır. Vücudun reddettiği yapay organlara benziyor bu şiirler. Yabancı görüyor hafıza onu. Ezberlenme arzusu uyandırmıyor.
Ziya Osman’ın poetikası ve şiirini (dilerseniz öykü-anılarını da nazarı dikkate alarak) dönemin edebi, siyasi panoramasını göz ardı etmeden değerlendirir misiniz?
Ziya Osman ismini telaffuz ettiğimiz zaman hafızamıza ilk koşan kelimeler: Beşiktaş, Galatasaray, Servet-i Fünun, Yedi Meşale, Cahit Sıtkı, Varlık, Sebil ve Güvercinler, Ankara ve ölüm gelir. Beşiktaş’ta doğmuş, Galatasaray Lisesi’nde okumuş, Servet-i Fünun’da ilk şiiri yayımlanmış, Yedi Meşale’nin şairlerinden biri olmuş, Cahit Sıtkı’yla okul ve şiir arkadaşlığı yapmış, Varlık dergisinde şairlik, Varlık Yayınları’nda düzeltmenlik yapmış, savaş rüzgârlarının estiği, Adana’ya Churcill’in geldiği günlerde ilk şiir kitabı “Sebil ve Güvercinler”i yayımlamış, “Tiyatro dekoru gibi bir şehir. İçinde iki adım yürüdün mü bitiveriyor, kendini sahnenin dışında buluyorsun,” dediği Ankara’ya tayini çıkmış fakat kısa bir süre sonra istifa edip İstanbul’a dönmüş ve aşina olduğu, “Ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz,” diye yücelttiği ölümle 47 yaşında orada buluşmuştur.
Poetik duruşunu anlattığı birkaç cümle Ziya Osman’ın tasannuya karşı duruşunun da bir belgesidir: “Yedi Meşale, zamanında çoğumuzda bir teşbih, bir resim merakı vardı. Hep bir şeyi bir şeye benzetmeye çalışır, kendimizi sembolist sayardık. Bizden sonra yetişenler, şekli kırdı, ben de sevinçle onlara uydum. Zamanla yalın sözün kıymetini anladım. Duyduklarımı olduğu gibi, süssüz, yapmacıksız çalışıyorum artık, şiirin beşerî olduğu nispette hafızalarda kalacağına inanıyorum.”
Ziya Osman’ın serbest vezinden heceye, mesneviden soneye farklı şiir formlarında yazdığını görüyoruz. Hece veznini kullandığında veznin boyunduruğuna girmemiş, kelime tekrarlarıyla ahengi sağlamaya çalışmıştır. Sert kalıpların adamı değildir çünkü. Ona göre “Şiirin birtakım ebedi temaları vardır.” Aşk, ölüm, çocukluk, ev… Aradığı insandır Saba’nın, şiirinin merkezi olan insan. İnsandan koptuğunda mekanikleşecektir şiir. Bir imge ve kafiye çöplüğüne dönüşecektir.
Kendini öykücü saymasa da “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” bu düşüncesini yalanlamaktadır. Hikâyenin son cümlesi “Beyim mazur görün, sizin fotoğrafınızı çekemeyeceğim, dedi.” bana göre derin bir küçürek öyküdür.
Ziya Osman’ın -ders kitapları da dâhil- görmezden gelindiği, bir nevi “sükût suikastına” maruz bırakıldığı yorumları hakkında kanaatiniz nedir?
Şairlerin gözden ırak olmayanları bile gönülden ırak. Şiirden uzak düşürülmüş çünkü insan. Düşmüş değil düşürülmüş. İnsanın hamurunda şiir var çünkü. Modern zamanlar insanı öyle şeylerle meşgul ediyor ki şiir karartma gecelerindeki pencereler gibi ışığını dışarı sızdıramıyor. Ziya Osman’ın şiiri kendisi gibiydi: Samimi. Bulunduğu edebî ortamlarda öne çıkmaya çalışmadığı gibi şair entrikalarına da karışmamıştır. Fakat sevilmiş, sayılmış, şiirin vicdanı olarak görülmüştür. Sükût suikastına maruz kalmayan şair yok gibidir. “Hamûşan”dandır şairler.
Günümüz şiirinde (dilerseniz öyküsünde) Ziya Osman’ın poetik havzasına yakın isimler sizce kimlerdir? Niçin?
Cahit Sıtkı Tarancı ve Behçet Necatigil’in Ziya Osman Saba’nın duru şiiriyle arınan şairlerden olduklarını biliyoruz. Tarancı’nın Saba’ya yazdığı mektuplar yalnız dostuklarının değil poetikalarının da bir nişanesidir. Tarancı zaman zaman eleştirse de Saba’ya hayrandır. Hiçbir şey olmasa ölümün büyüsünü almıştır onun şiirinden. Necatigil içinse Saba’dan söz etmek bir vefa olmuştur hep. Yaşlandığında dahi “Kuvvetim olan bir şair,” demekten geri durmamıştır onun için. Hiçbir şey olmasa “ev”i armağan etmiştir ona Saba. Turgut Uyar’ın efsanevi “Göğe Bakma Durağı” şiirinin ilhamı belki de Saba’nın şu mısralarıdır: “Bakmak istiyorum günler günü gökyüzüne,/ nere olursa olsun, yatıp sırtüstü yere,/Damlardan, bacalardan, duvarlardan öteye/ bakmak istiyorum günler günü/ Gökyüzüne.” Günümüze gelince; yalın ve derin yazmayı başaran her şairin mısralarına Ziya Osman’ın iksiri karışmıştır. Yavuz Bülent Bakiler’in “Şaşırdım kaldım işte/ Bilmem ki nemsin/ Bazen kız kardeşimsin/ Bazen öp öz annemsin” mısraları Ziya Osman’ın “Bazen yüzüne dalar kalırım nemsin diye,/Dizlerine yatarım bazen, annemsin diye,” mısralarının bir yankısı değil midir! Ahmet Murat’ın “ekmek sıcak, Allah güzel, sen iyi” mısraıyla Ziya Osman’ın “Her an düşüneceğim. Allah ne kadar iyi!/ Bir parça aşk, bir parça sevinç, su, güneş, ekmek,” mısraları arasında bir yakınlık sezmiyor musunuz! Şeyh Galib’in Hüsnü Aşk için “Esrarını Mesnevi’den aldım,” dediği gibi günümüz şiiri de samimiyetin esrarını Ziya Osman’ın şiirinden almıştır.
“Yazılmasaydı Türk şiiri aksardı” diyeceğiniz Ziya Osman mısraları/şiiri hangisidir? Niçin?
Ziya Osman’ın şiirlerinden çok bazı mısralarına vurulurum. Alelade satırlar arasına gizlenip ateş ederler okura. Beklemediğimiz güçte mısralardır şaşkına çevirirler bizi: “Açılın, açılın tekrar/ Çocuk dizlerimdeki yaralar”, “ Ey ölü, az daha yaşatmak isterdim seni,/ Habersiz bırakıp gittiğin evde./ Giysen hazır duran terliklerini,/ Odalarda dolaşsan, öksürsen…”, “Bir gün ver bana Tanrım/ Ta çocukluğumdan kalmış”, “Karanlık sokaklara karıştı bir yarasa,/Bir kedi sırtı gibi niçin kabardı dağlar?/Sırtlarında ışıktan bir el mi gezdi yoksa?”, “Ah bir çocuk gibi inanmak sana,/ Her şeyi, her şeyi, senden beklemek,”, “Bir su gibi ellerin avucumda serinler,”, “Eşikte can veriyor, dinliyelim o kartal,/ Beraber dinliyelim sustuğunu gündüzün.”, “Bir kapı açılacak, bir göz kadar aralık.”, “Dinle solgun bahçenin kalbe anlattığını,/ Ağacın yaprak yaprak, havuzun damla damla,” bu mısralar arasında. Öte yandan bir bütün olarak vazgeçemeyeceğimiz şiirleri var Ziya Osman’ın: “Rabbim Nihayet Sana”, “Bütün Saadetler Mümkündür”, “Kuyular”, “Beyaz”, “Göklerde Öten Kuşlar”, “Toprak”, “Ne Dertler Çektin Başım”, “Emanet”, “Evden Çıkmış Ölüler”, “Çocuklar Bakıyorlar”