Yapay Zekâ Aklın Sınırlı Alanında Faaliyet Gösteriyor

Tasannu edebiyatın en büyük düşmanıdır. Bir metin samimiyetini kaybettiğinde etkisini de kaybeder. Yapay zekâ şöyle dursun normal zekâ dahi yapaylığa meylettiğinde plastikleşir cümleler. Yazıyı değerli kılan şey teknik açıdan iyi olmasından çok bir ruhu olmasıdır. Yapay zekâ aklın sınırlı alanında faaliyet gösteriyor. Verilerle tahdit edilmiş bir akılsa eksik bir akıldır. Ne kadar gelişmiş olursa olsun yapay zekâ insanı geçemez. İnsan, kendini geçecek bir şey icat edemez çünkü. Kendi sınırlarını tam olarak keşfedememiş bir varlıktan bunu bekleyemeyiz.

Sanatın insanı kendi sınırlarının ötesine götürdüğünü biliyoruz. Edebiyat sadece dilin imkanlarını değil hayalin imkanlarını da genişletiyor. Bu şiiri ben mi yazdım, diyor mesela şair. Hayret ediyor. Cahit Zarifoğlu, şiirin esrarengiz bir oluşumla gün yüzüne çıktığını söylerken belki de bu hakikate işaret etmiştir. Öte yandan insan bilgisinin sınırına gelince durmuyor, araştırıp öğrenmeye çalışıyor. Dahası hayal ediyor. Gerçeklik içinde yeni bir gerçeklik var edebiliyor bu yüzden. Yapay zekâ hayal kuramaz. Yalnız erişebildiği bilgiler arasında teknik bağlar kurabilir o. İnsandır erişemediği yerlere düşlerle ulaşan.

Bir de intihal konusu var. Yapay zekânın ortaya koyduğu eserlerin, büyük bir intihalin meyveleri olduğu ileri sürüldüğünde ne cevap vereceğiz! Metinler arasılık bile kurtaramaz bu durumda yapay zekâyı. Zira söz konusu metni oluşturan kaynakları belirlemek imkansız hale gelmiş, metni oluşturan unsurlar izini kaybettirmiş, Hansel ve Gratel’in ufaladığı ekmek parçalarını kuşlar yemiştir.

İnsan, sanatı yapay zekâya terk ettiğinde sığındığı son kalesini de teslim etmiş oluyor. Onu yalnızlığının içinde çırılçıplak bırakmaya kimin hakkı var! “İnsanlar kıyıcıydılar kitaplara kaçtım!” demişti Cemil Meriç. Biz nereye kaçacağız hayat azı dişlerini gösterdiğinde? Yapay zekânın yapay sayfaları ateşimizi söndürebilecek mi? İnsan nefesinin çekildiği evler bir süre sonra harabeye döner. İnsan nefesinin çekildiği edebiyatın neye döneceğini tahmin etmek zor değil. Tolstoy, Savaş ve Barış’ı yazmaktaki amacının bir savaş tarihçesi yazmak değil insana ulaşmak olduğunu söylemişti. Malzemenin eserini boğmasından korkuyordu çünkü.

İnsanın en büyük ihtiyacı yakınlık duyabileceği başka bir insanla bağ kurmaktır. Bazı yazarlar kendileri için yazdıklarını söyleseler de satırlarına değecek duyarlı gözlerin arayışı içindedirler. Her kitap yazarla okurun birlikte seyahat ettiği iki kişilik bir kayık. Kürekleri birlikte çekmek için ortak bir ritme ve ortak bir ruha ihtiyaçları var. Yüce Allah “Mubdi”dir, yoktan var eder. İnsan mutlak anlamda mubdi olmasa da Allah’ın ona armağan ettiği ibda gücüyle sanatkâr olur.