Klasik bir pazar gününüzü tarif eder misiniz?
Günlerim fotoğraf ve muhteva olarak birbirine benzer. İş hukuku pazar gününü dinlenmeye ayırsa da bu armağanı kabul edecek zamanım olmaz. Rahmetli babam benden talep ettiği işi birkaç gün içinde yapacağımı söylediğimde, “Geç kalma asırlar geçmiş,” derdi. Kur’ân-ı Kerîm, Ashab-ı Kehf’in üç yüz dokuz sene uyuduğunu bildiriyor. Düşünebiliyor musunuz yüzlerce sene uyuduktan sonra yeni bir çağa gözlerinizi açıyorsunuz. Paranız geçmese de taze bakışlarınızla hayata yeniden katılma heyecanını taşıyorsunuz. Biz modern zamanın insanları her gece dört beş saat uyuduktan sonra derin bir yorgunluğa gözlerimizi açıyoruz. Yaşadığımız çağın en meşhur sıfatıdır yorgunluk. Bir zamanlar cuma günleri çalışmaya ara verirmiş insanlarımız. Biz pazar nesli ne kadar dinlenmeye çalışsak da pazar günlerini pazartesi yapacağımız işleri zihnimizde sayıp dökmekle geçiririz. Yine de pazarı diğer günlerden ayıracak olursam kahvaltımı evde ve acele etmeden yaptığım gün olarak söz edebilirim ondan. Bundan daha güzeli o gün annemi ziyaret edecek oluşumdur. Annemin elini öptüğümde açılır benim için dinginlik kapısı. Adı ne olursa olsun anne duasının karıştığı her gün bereketlidir.
Pazarları sıkıntı olmaktan kurtarmak için öneriniz nedir?
Arthur Schopenhauer, insan mutluluğunun temel düşmanlarından biri olarak görür can sıkıntısını ve daha çok zenginlere musallat olduğunu söyler. Ruh boşluğu yüzündendir başlarına gelen. Lucretius’tan bir şiirle anlatmaya çalışır bu durumu: “Zenginler can sıkıntısı peşlerini bırakmadığı için nadiren görkemli konaklarında durabilirler, fakat dışarıda kendilerini avutacak daha iyi bir şey bulamadıklarından yine buralara dönerler; yahut olmadı sanki alevler içerisinde kalmış da söndürecekmiş gibi koştura koştura sayfiyedeki konaklarına giderler; fakat can sıkıntısı burada peşlerini bırakmadığı için daha eşikten adımlarını atar atmaz esnemeye başlarlar ve uyku ile her şeyi unutmaya çalışırlar, olmadı alelacele yeniden şehir hayatına karışırlar.”
Okuyan insanın ruhsal boşluğu yoktur. Bu yüzden can sıkıntısı da yoktur. Zira onlar zamanlarını nasıl harcayacakları konusunda endişe etmez, daha iyi nasıl kullanacaklarını düşünürler. Ben derinlikli her kitabın dünya içinde yeni bir dünya olarak yalnız pazarın değil bütün günlerin sıkıntı panzehri olduğunu düşünüyorum.
Sizce pazar günü izlenecek en iyi film hangisidir?
Tim Burton’ın “Big Fish” filmi. Kaçan balık büyük olur çünkü ve her pazar kaçan balıktır. Geniş bir zaman parçası izlenimini verir tatil günleri fakat çoğu defa bütün günlerden daha çabuk batar güneş. “Büyük Balık” filminin başında şu cümle çıkar karşımıza: “Bazı balıklar yakalanamaz. Büyük ya da hızlı oldukları için değil farklı bir yönleri olduğundan.” Pazarın farklı yönü hiç bitmeyecekmiş sanrısı uyandırmasıdır.
Pazar günü hangi kitabı okursunuz?
Mesnevi’den birkaç sayfa okurum mutlaka. Mevlana’nın, “Altın aramıyorum, altın olmaya yeteneği olan bakır nerede?” sorusunu “pazar günü” olarak cevaplayabilirim. Çünkü değerlendirilmediğinde tatil günleri bakır olarak kalır. Mesnevi söyleyecekleri tükenmeyen bir kitap. Her akıl seviyesine hitap ediyor. Kuyumcu terazisiyle tartılması gerekenler kuyumcu terazisiyle oduncu baskülüyle tartılması gerekenler oduncu baskülüyle tartılıyor. Bülbüle bülbül, eşeğe eşek muamelesi yapılıyor. Doğanın tırnaklarını uzamış diye kesen birinden söz eder bir Mesnevi hikâyesi. Liyakatsizlik insana çirkini güzel gösterir. “Siz susun da diliniz ben olayım,” diyen bir kitap Mesnevi. İnceliklerine nüfuz edebilmek için tefekküre ve marifete ihtiyaç var.
Özellikle pazar günleri görmek istediğiniz arkadaşlarınız var mı?
Hayır. Hafta içi dostlarımı görebilirim. Pazar günleri dışarı sadece annemi görmek için çıkmak isterim.
Pazarları favori mekânınız neresidir ve neden?
Nereye giderse gitsin yuva her zaman tercih ettiği mekânıdır insanın. Hele de orada bir kütüphanesi varsa. Montaigne, “Ben gönlümce yazabilmek için evime çekiliyorum… Başka yerde yazsaydım daha iyi yazardım, ama yazdığım şey daha az benim olurdu,” diyor. Mekân insan ilişkisi önemli. Okurken de yazarken de âşina duvarlara ve pencerelere ihtiyaç duyuyor insan.
En güzel ve en kötü geçen pazar gününüz hangisi?
En güzel geçen pazar günüm, çocuklarımla yavaş bir kahvaltı yaptıktan sonra hızlıca anneme gittiğim, onunla zaman geçirip duasını aldıktan sonra kitaplarıma ve yazılarıma döndüğüm gündür. Güzeli söyleyince güzel olmayan zaten kendiliğinden ortaya çıkıyor. İstanbul dışında geçirmeyi hiç sevmem pazar günlerini. Çünkü hiçbirini yapamam bunların.
Pazar günleri çalışır mısınız?
Çalışırım evet. Mutlaka yazılacak bir yazı, okunacak bir kitap, cevaplanacak sorular vardır masamda. İnsan sevdiği işlerle uğraştığında yorulsa da huzurlu oluyor.
Pazar günü bir insan olacak olsa nasıl birisi olurdu?
Herman Melville’in roman kahramanı Kâtip Bartleby olurdu. Ne diyordu Bartleby kendisinden iş istendiğinde: “Yapmamayı tercih ederim!”