MARA VE ÖTEKİ ŞİİRLER ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

          İlk baskısı 2017 yılında yapılan Mara ve Öteki Şiirler, şair A. Ali Ural’ın önemli şiir kitaplarından birisidir. ‘Mara’ ve ‘Öteki Şiirler’ olmak üzere iki bölümden oluşan eserde toplamda yirmi şiir yer almaktadır.

            Mara’, Ali Ural’ın on bölümden oluşan en uzun şiiridir. Ali Ural, Mara’da okurlarına hem gerçek dünyanın, hem de gerçeğin dışında farklı bir dünyanın kapılarını açıyor. “Köklerini derine salmadın Mara uçup gidecek gibi yaşadın dağlarda” dizeleriyle başlayan ‘Mara’, hem dışa hem de içe doğru genişleyerek okuyucusunu kalbinden sarsıyor.

Ali Ural’ın Mara şiirine nüfuz edebilmek için Mara’nın hikâyesini bilmek yararlı olacaktır. Hikâye kısaca şöyledir: Ceremonolu usta Antonius Stradivarius tarafından yapılan, antika ve büyüleyici bir çellodur ki hikâyesi efsaneleşmiştir. Mara, sanat değeri taşıyan kült bir kemandır aynı zamanda. Mara dışındaki üç çellodan ikisi ise Romberg ve Duport’tur. Mara kimseye ait değildir, bazı müzisyenler tarafından dönemsel olarak geçici sahiplenilmektedir. Mara’nın bakımı ve sahiplenilmesi emek ister. En ünlü sahipleri Giovanni Mara ve Cristian Poltera olmuştur. Mara, bir deniz yolculuğu sırasında geminin batmasıyla kaza geçirmiştir. Daha sonra aslına uygun olarak bir usta tarafından yeniden yapılmıştır. Cristian Poltera’ya göre Mara bir kadından daha güzel ve etkileyicidir.

            Mara, nedir veya ne değildir? Ünü dillere destan mıdır? Bu soruların tek bir yanıtı yok elbette. Ancak ilerleyen dizelerde onun hakkında bazı sarih ipuçları vermektedir, şair. “-Ali Ural’a göre- Mara, dökülen domino taşlarının ilkidir. Çığı başlatan kartopudur. İnsanın kâinatın en büyük enstrümanı olduğunu hatırlatan bir gölgedir.”(2)  Şiire göre Mara duruşuyla gemilerin bordalarını çatlatan bir fenomendir. Alelade bir hikâye veya şiir kahramanı değil, olağanüstü güzellikte ve gizemli bir çellodur ki posterleri bir kızın yerine evlerin duvarlarını süsler. Mara ormanlardadır, bazen de denizlerde boy gösterir. İnsan, Mara’nın etkileyiciliği karşısında kendini kaybeder. Mara son derece değişkendir sonra. Bazen yüzü batmakta olan bir tekneye dönüşür. “Parçalanmak ölmek değildir parçalar halinde yaşanabilir pekâlâ” ve  “hafifleyen her ağaçtan kuş çıkmaz Mara sözcü seçtiler seni”  diyor şair. Mara, sanki şairin muhayyilesinden neşet eden, minik adımlarıyla göğe yükselen, içinde çığlıklar taşıyan bir güzelliktir.  

            Şair, vahşi ve karanlık bir ormanda Mara’yı aramakta fakat bulamamaktadır. Ve Mara eğer ses vermezse orman kül olacaktır. Ancak Mara kendini gizlemekte ve bir türlü ses vermemektedir. “Göstersin bir çalgıyı nasıl vurur, sadağında oklar cıvıldayan avcılar” (Kana Karışan, s. 222). Şaire göre eğer Mara kendini ifşa ederse dünya üzerindeki tüm sorunlar çözülecek ve her şey güzelleşecektir. Ve Mara kendi yazgısını çalmaya mahkûmdur. Mara için yapılan hiçbir şey, hiçbir iyilik çok değildir. Mara, bir okla değil, okun ıslığıyla ürkütmeden avlanabilir sadece. Bu önerme Mara’nın hakikatte şiir veya sanat eseri olabileceği tezini akla getirmektedir. Tüm çalgılar Mara’yı çalarken şair, Mara’dan son bir dansı kendisine lütfetmesini istiyor. “yemin et, hayal et, dans etmeye kalkma, boynunda parmakları”… “tayfalar isyan edecek kadar uzakta Mara, bu dansı lütfeder misin” (Kana Karışan, s. 220)

            “Mağaralardan taştı gölgen bu dünyanın çalgısı değilsin” diyor Mara için. Mara, kendi yazgısını çalmaktadır yalnızca. Müzisyenleri kolları kırılıncaya kadar hatta kolları kırıldıktan sonra da onun ezgisini çalmak durumundadır. Mara, güzel çalındığında yaşadığı şehrin anahtarları kendisine sunulacaktır. “Mara sana çok mu şehrin anahtarları” (Kana Karışan,  sayfa 225)

            Akademisyen ve şair Hasan Akay ise bu eser hakkında şunları söylemektedir: “Mara ve Öteki Şiirler’de daha uzun bir öykünün peşine düşer. Aslında bu öykü içinde şair kendi öyküsünün izini sürdürmektedir.” (3) (2, Kana Karışan, sayfa 417, 418). Bu eser hakkında şair Mustafa Uçurum’un tespiti ise şöyledir: “Hayatı ıskalamadan ve yaşamın sıcaklığıyla şiirini buluşturuyor Ural. Şiirin nefes alıp verdiğini dizeler arasında ilerlerken hissediyorsunuz. Kana Karışan bir sahihlik var onun şiirinde. Şiirin de bir hakikat olduğunu anlıyorsunuz.” (4)

            Şair duygularını, hayallerini ana diliyle olduğu kadar baba diliyle de anlatmaktadır. Öteki Şiirler, daha ziyade şair ve şiir sanatı üzerine yazılmış metinlerden oluşuyor. Bu bölümde toplamda on dokuz (19) şiir yer almakta ve şair burada farklı temaları da işlemektedir. A.Ali Ural’ın şiiri;  Tanrı vergisi ilk mısradan sonra, çalışılarak yapılan bir şiirdir. Onun şiiri türlü çağrışımlara kapı aralayan imge yoğun bir şiirdir. Şair çeşitli söz sanatlarını -benzetme, mecaz, tenasüp, tezat, telmih gibi- mahirane bir şekilde kullanmaktadır. Bir şiirinin adı da ‘Teşbih’tir. Ve havaalanındaki otomatlarda dönen bavullar, Güneş’in etrafında dönen gezegenlere benzetilmiştir. Ayrıca şair, burada şiiri bir beddua olarak nitelendirir.

            Hem içe hem de dışa doğru genişleyen bir şiir onunki. İç konuşmalar da önemli bir yekûn tutuyor onun metinlerinde. Şair şiirlerinde yürümüyor; koşuyor, dans ediyor âdeta. Öte yandan ‘Halep Oradaysa’ gibi bazı şiirlerinde modern hayat eleştirisi de görülmektedir. Yer yer hayali, gerçek dışı unsurlara da rastlanabilmektedir onun şiirlerinde: “buzdolabında yaşasak günah olur mu” dizesi gibi. (Kana Karışan, sayfa 273)

            Ali Ural, çok yoğun bir gözlem gücüne sahiptir. İlhamını da daha ziyade hayattan almaktadır. Mesela bowling oyunundan bahsetmektedir. “Dağ, dağcı, orman, deniz, balık, tekne (gemi), kıyı” kelimeleri çok fazla geçmektedir şiirlerinde. Yeri geldikçe (yakayı ele verecek vb) deyimleri kullanmaktan çekinmiyor şair. Zaman zaman da çağrışımlar üzerinden ilerlemektedir onun şiiri. “Bir Güneş Gibi Yaklaşırken” isimli şiirde ‘siyah bavul, kırmızı kurdele, kıpkırmızı elma’ tamlamaları art arda kullanılmıştır

            Şair, bu kitabında genelde açık ve anlaşılır şiirler yazmayı yeğlemiş fakat şathiyeler gibi yer yer anlam açısından oldukça kapalı sayılabilecek şiirlere de seçkisinde yer vermeyi ihmal etmemiştir.  Öte yandan onun şiirlerinde tahkiye ve kurgu da oldukça güçlüdür. Âdeta kelimelerle resim çizmekte, bazen de dans etmektedir. Mana dürbününü kâh ormanın derinliklerinde kâh denizlerin dibinde dolaştırmaktadır. “Mara’yı anlatmak yalancılıktır, görmediği şeyi anlatmak ise şairliktir.” Bu tanıma göre onun güçlü bir şair olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü ‘Gece Merdivenleri’nde görmediği, görmesinin mümkün olmadığı Miraç olayını oldukça somut ve yalın bir biçimde anlatmıştır. O kutlu yolculuğu şiir diliyle nakış nakış işlemiştir.

            Ali Ural, ‘Öteki Şiirler’de şiir sanatı üzerinde teorik görüşlerini de işlemiştir. Bir nev’i poetika şiirleri yazmıştır. O, Öteki Şiirler’de sanat adına konuşmaktadır. “Şair, bu kitapta da şiir ve şairlikle yüzleşmeye devam ediyor. Okura şiirlerini doğru anlamaları için bazı ipuçları bırakıyor.” (5)

            Has şiire ulaşmak için bir madenci azmi ve sabrıyla çalışmak gerekmektedir. Ali Ural’a göre şair, güneşi başında taşıyan bir madencidir. Aslında bu madencinin Ali Ural’ın kendisi olduğunu söyleyebiliriz. O, yerin yedi kat altından, çok değerli şiir madenini çıkarmaktadır.

            Bazen de o kıymetli şiir madenine ulaşmaya insan ömrü kâfi gelmemektedir. Şair, bir aralık neredeyse şiirden vazgeçecekmiş gibi oluyor. Kâğıtlarımı getirin uçak yapacağım onlardan, diyor. Burada hak ve adaletten ayrılarak dünyaya ve çıkarlarına yönelen şairlere bir uyarı yapılmaktadır. ‘Yazacak Yer’de şair hastadır, acılar ve hafakanlar içinde kıvranmaktadır. Bu hâlde bile yanındakilere, şiir sayıklayıp sayıklamadığını sormaktadır. Ve eğer iyileşirse çok güzel şiirler yazacağını söylemektedir. 

            İyi şiire ise azim ve kararlılıkla ulaşılır. Ona ulaşmak için kırk gün kırk gece tehlikeli sularda kulaç atmak gerekebilir. Fakat o, iyi şiirler yazsa dahi, okurun yazdıklarının şiddetine dayanamayacağını da ekliyor.

            “Konuşurdum susmayı bilsem/susarak can vermek gülün dibinde” demektedir. Her gece yeni bir gece aramak için oradayım, diyor ‘Yıldız Madeni’nde. “Uykusuz gözlerinden öpüyorum atların/uykusuz gözlerinde öpülecek bir yer var”,  “varsa bir anlam taşlara kazınmıştı” “yoksullar uzandı gölgeden şiltelere/ yazacak yerin yok senin” “jokeyi düşmüş at uzuyor durduğu yerde”   “Kazanan hepsini alır hepsi upuzun bir masa” (Kana Karışan, …)

             Bir Ağıdı Şarkı Sanıp Oynamak’ta şair halk şiirine, özellikle de Dadaloğlu’na öykünmektedir. Bu şiir, halk şiiri tarzında yazılmıştır. Bu eserde bu minvalde birkaç şiir daha göze çarpmaktadır. ‘Kara Tahta Beyaz Tebeşir’ ve ‘Köprü’ şiirleri düşünsel ve ideolojik şiirlerin nasıl olması gerektiğine güzel örneklerdir. ‘Yaralı Güğüm’de, kar tutsaydı tutardı anlam, diyor. Anlamsal kapalılığa bile isteye yelken açıyor. Yer yer de İslâm mitolojisine göndermelerde bulunuyor Kayıp Balık şiirinde olduğu gibi.  

            O herkesin gittiği yoldan değil kendine özgü yoldan ulaşmak istiyor şiirsel gerçekliğe. Bu yüzden çok kullanılan ana diliyle değil baba diliyle de yazıyor şiirini. Bu dilin zor bir dil olduğunun da farkında.

            Ali Ural, şiirlerinde hakikati, mutlak hakikati arıyor. Ona göre şiir: “Şairle okur arasında sıçrayarak kaybolan bir balıktır”. Siyah renkli ve herkesinkine benzemeyen, aranıp bulunması gereken kayıp bir balıktır belki de şiir.  Kötü şiir ise bir bedduadan başka bir şey değildir. Gerçek şiir nazlıdır. Hemen teslim etmez kendisini şaire. Kendisine değer verilmesini ve sürekli ilgilenilmesini ister. Kendisine bakım ve yatırım yapılmasını bekler. İyi şiir, sahte bir biblo parçası gibi bitpazarına asla düşmez. Antikacı onu boşuna bekler.

             Özetle ‘Mara’okunması elzem olan farklı, uzun bir öyküdür. Bir sanatsal güzelliğin gizemli şiiridir. Ali Ural, bu seçkisinde yer yer halk diline, konuşma Türkçesine yaklaşıyor. Yine şiirsel bir dilin imkânlarından kendine özgü bir şekilde sonuna kadar yararlanmayı başarıyor. Özgün imajları ve farklı imgeleriyle okura, farklı bir atmosfer oluşturuyor. Mara’nın gizemli öyküsünün okuyucu tarafından bilinmesi elzem. ‘Mara ve Öteki Şiirler’, nefesi tükenene kadar su altında kalmayı göze alacak cesur okurlarını bekliyor.

………………………………………………………………………………………………….

Kitabiyat

1) A. Ali URAL, Kana Karışan (Toplu Şiirler) , Şule Yayınları, İstanbul, Aralık 2022

2) A. Ali URAL, Kana Karışan (Toplu Şiirler) , Şule Yayınları, İstanbul, Aralık 2022

3) Hasan Akay, Halis Şiirin Işığıdır Kana Karışan, Ali Ural’ın İnternet Sitesi

4) Mustafa Uçurum, mustafaucurum.com

5) A. Ali URALKana Karışan (Toplu Şiirler) , Şule Yayınları, İstanbul, Aralık 2022