Bu yazı, A. Ali Ural’ın Mara şiirinin kendine getirici teneffüsünde
can soluğu için nefes tutulmalarıdır.
Varlık evreni sayılamaz çeşitliliği ile sonsuz imkânlılık içerir. Sayısız dil terennüm edilir âlemlerde, sayısız varlık türküsü dillenir. Varlık sözünü ve çağrısını bu çokluk içinde, kendini bilmezler elinden kendini bilenler için perdeleyip gizler. İnsanlık hakikatine açılan eşikte sadakatle ikamet içinde açılır perde. Varlıkla söyleşiye koyulabilecek, varlık çağrısını insanlık diline tercüme edebilecek ve insanlık hakikatinin izinde kendilik dilini çözecek olan şiirlenmiş söyleyiştir. Kendilik dili şiirce çözülünce, görüşümüzden uzaklaştırılmış yeryüzünün varlıklı ihtişamını, göğün saklı kutsal güzelliklerini, açıklığın yakın parıltısı altında, yuvamızda temaşa eyleyebilir; şavkıyan varlığı teneffüs ederek orada, evimizde ikamet eyleyebiliriz.
Şiir sonsuz imkânlılık cevheridir. Şiir, insanı insan kılan varlık akışında Kana Karışan1, varlığa özgüleyici ve özgürleştirici, dirilten ve kendileyen sonsuz bir akıştır. Kana Karışan şiirsel akışın öz dilini bilen ve onu şakıyan şairin sözü teneffüsü varlık bağışıdır. Şair, çocukluktan gelen yalın, tekellüfsüz söyleyişiyle Kana Karışan can soluklar insana. Çocukluktan beri sadrında şakıyıp duran kuş, sevgi ve şefkat teneffüsüyle hançeresinden çıkarak el içine karışıp onlara çehrelerinde tanrısal güzelliği göstererek başlamıştır şiir söylemeye. Rahmani Nefes’in teneffüsüyle gönlüne inen Kelam, Türkçe sözlenip varlıkla özgülenerek dillenmiştir.
Şiirin hakiki söyleyişiyle yeryüzünde kendini açık edişi, evvelinde çocuklukta olduğu gibi vecd ile söylenmiş bir şarkıdır, şakıyıştır. Varlıktaki şiirsellik, sezgisel tınılar müzikle şiire dönüşür. Müzik, varlığın kendilik sureti olan güzelliğe uygunluktur. Uygunluğun dili olan şiir, müzik duyulunca söylenebilir. Ehil ellerde ve dost ilinde varlık güzelliğini serimleyen Mara’nın titreşen tınısıyla başlar Kana Karışan şiirler terennüm edilmeye, can bağışlar kalbin ritmiyle. Kalbin ritmi durursa candan geçilir. Mara’nın tınısıyla akışkandır Kana Karışan şiirler ve bu akışta kalp ritmini bulur, insan kendi müziğini. İnsan kendi ezgisini terennüm ederek kendini bulur ve bilir. Mara, zaman dışı salonlarda şiirin büyüyüp çiçeklenmesidir. Kana Karışan2 şiir[ler] kıstaktır [berzah]. Geçidin bu yanında Mara3, öbür yanında öteki şiirler. Öteki şiirler4 bir seyrüseferdir Mara’ya doğru. Mara5, şen bir kavrayışla alır onları ezgisinin içine ve serpilir ritim evrenin tümüne.
Mara, bir ayrılık ve kavuşma seferidir yeryüzü yolculuğunda. Nây-ı Mevlâna cevherindendir Mara. Bilinmedik seyirlerin seferinde yoldaştır nây-ı Mevlâna’ya. Kendilikleri perçinleyen, âlemleri cezbeden terennümlere açılırlar bu yolculukta. Kendinden geçerek kendine geliştir bu; devreder6 durur. Mara, ağacın sinesinde saklı bir inci iken ondan koparıldığında kendini perdelemiştir. Hep o perdeden tınılar melalin müziği artık.
Hep şiirce sorulacak: Mara kimdir?
- Can direği göğü tutuyor; omzunda dağlar
Göğe yakın kalınan yüksek seyir yerlerinden biridir dağ. Deniz kıyısı yoksa iyidir, mavi bir gölge gibi büyür göğsünde şiir. Lakin kök salınacak değildir, sarp gümüşsü yüksekliklere uçup gitmelidir dağ[lar]dan. Karlı dağ[lar]ın ardı dünyadan dönüşün, yeryüzünde kendine gelişin mekânıdır. Dünyanın insan oluşta açtığı çatlak dünyayla onarılamaz. Yeryüzünün peçesini açan şiir, ayrılığın sızısını alsın diye bir ecza gibi sürülmedir çatlağa. Mavi bir gölge gibi göğüste büyüyen açıklığın dili şiire nazarını diken deniz gözcüleri, ölmez dirilerdir. Mara bir ölmez diridir. Varlıkla düğüne çağırsa da gür sesiyle, çağrıyı duyacak kulak azdır mutlu birliğin kayıp yurdunda. Mara, görkemli kendilikler taşıyan şahinler salar dünyaya. Mara’nın gölgesi kendilik açıklığına taşar; dünyanın çalgısı değildir Mara.
Varlık ihtişamının korunağı gümüşsü yüksekliklerde melekler konukluğundan eteğinde güllerle döner Mara. Cümle var olmuşlar yeryüzünün temennisini taşır göklere. Mara, külbe-i ahzanında7 ayrılık yangısıyla çığrışarak kavrulan gök ötüşlü bülbüllerle konaklar.
Mara koparıldığı ağaçta evrenin seslerini toplamış, varlık türküsünün tınılarını biriktirmiştir. Varlık türküsünü terennüm etmesine destek olabilecek, varlıkla özgülenmiş bir dost gerektir ona.
İnsanın insanlık üzere hakiki duruşu yeri göğü tutar. Yeryüzü insanlık bahçesi gibi binbir renkle açılmamışsa külbe-i ahzandır Mara için. Bir tını bağışlasın diye durmadan arşe çekilse de, gemilerin bordaları çatlasa da ses vermez Mara. Eyüp peygamber gibi yaralarını sever ve büyütür. Bu yoklukta, omzunda dağ[lar]la insanlık bahçesinde yeri olacaklar için sahip çıkılmalıdır; saf ve asli olanın hiçlik derdine. Varlık kendince, neyse o olarak yurtlanacaksa eğer hiçliğin hüznü hep taze tutulmalıdır. Varlık, açıklığının şiddeti zuhurunda hep perdelese de kendini; dolayımsızlığın, katışıksızlığın, pak ve yalın olanın dili müzik ve şiir, onun berraklığını bakışlara hep sunacaktır.
Şiir ve müzik yalınlıkla çınlatmaya koyulduğunda âlemleri, Mara, “kökü yerin derinliğinde, dalları gökte, o görkemli ağaç”ın8 özgüleyen özünü taşıyan olarak varlık çağıltısını seslendirecek; cümle kurt kuş, dal yaprak onun tınısına katılacaktır.
- Günebakan güneş açtı, denizin kıyısı yok
İnsanlık bahçesinden yoksunsa dünya; büyük sözlerin, ölçüsüz güçlerin, ardı arası kesilmeyen malumatların, zulümlerin, bilgiçlik ve kibrin, açılmayan gözlerin, mesnetsiz sahipliklerin hâsılı serapa mahrumiyetlerin dünyası olacaktır. Tehlike büyüdüğünde, karanlık kesifleştiğinde sabah yakındır. Özünden uzak bu dünya cangılı, varlığı ve insanı yoklaştıran bu korkunç enkaz, istemese de kaçınamaz varlık parçasını, asli insanlık durumunu canlı bir enerjiyle sır gibi taşımaktan. Sır bekçileri, yurdun düşünceli evlatları şiir ve müzikle varlık ve insanlık durumuna tercüman olacak; kıyısız denizde Mara’nın göz kovuklarına uzak diyarların habercisi, Yunus’a yoldaş balıklar dolacak; arşesinin tellerinde yılkı atları koşturacaktır. Ayçiçeği bakışlı şairin gözlerinde güneş açacak, aydınlığın bekçisi günebakan9ın şiirleri özgür insanların gözlerine inecek, her güzellik parçası yerini bulacak, nurlar ağacak; güneş, ay ve yıldızlardan, yapboz dünya görkemli insanlık bahçesine dönecektir. “Ortaya çıka[cak] ilk nur yıldızdır, sonra kaybolur. Onu ay takip eder, onun izi yoktur. Güneş ortaya çıktığında nefiste bulunanı siler.”10 Ay, yıldızların ve güneşin ışık bekçisidir. Nurlar devamlılık içinde özgür insanların kalplerine iner.
- Taşlar devriliyor; teneffüs vaktidir
Ayçiçeği bakışlı şair, sadra şifa söz özgür insanın gönlüne insin için ilmek ilmek dokuyacak, söküp söküp örecek, yontacağı kayayı bulmak için bin taşı yardan uçuracaktır. Varlık açıklığında kör, özgür insana uzak yaban illerde esirken gaflet uykusundan ayılacak insan, ölmeden önce uyanacak, kayıptan önce gayba karışacak ve varlığın şen açıklığında insanlık teneffüsü başlayacaktır. Ay ışığı, yıldızların ve güneşin aydınlığını çehresine yansıtacak, şefkatli göğün altında Rahman’ın Nefesi’ni teneffüs başlayacaktır.
Şefkatli göğün ve nurlandıran ay ışığının koruyucu kanatları altında, şiirin ve müziğin gönle sudur zamanı olan dolunayla mühürlenmiş geceler bekleyerek, varlık bahçesinin “kökü yerin derinliğinde, dalları gökte, o görkemli ağaç”ından11 Mara’yı emanet alacaktır usta; ayçiçeği bakışlı şair. Mara, şen şakıyışlarla varlık bahçesinin görkemli güzelliğini haykıracaktır.
Sonsuz şefkat ve merhametiyle can soluyan Rahman’ın Nefesi teneffüs edilecek ve Kelam gönle inecektir. Ayçiçeği bakışlı şairin nefes alışverişi, âlemlerin benzersiz güzelliğini şakıyan şiiri Mara’nın ahengiyle can soluğu olacaktır özgür insana.
- Karayı gören çocuk bırakmıyorsa şehrin anahtarlarını; çok değil
Sırtlandığı çölün yanıkları yaksa da canını, çöle bakmaktan gözlerine çiy aydınlığı çökse de, hakikatle bütünleşmemiş yokluk dünyasının varlıktan boşanıp boşalttığı boşluğunu, sırrolmuş varlık bahçesinin şen türküsüyle dolduracaktır Mara.
Şiirin ve müziğin gecesine, insanlık güneşinin içleri ısıtıp özleri gürleştiren aydınlığının özlemiyle bin dileği fırlatıp sırra kadem bastıktan sonra da Mara ahenkle çalacaktır. Kolları kırılana kadar; kolları kırıldıktan sonra da çocuk şenliğiyle ve doğuştan dilsiz bir alfabeyle çalacak, hoşamedilerle her yerde yurdun mert evlatları onu karşılayacak ve yer gök varlığın ihtişamını seyre doyacaktır.
Çok değil; saf ve yalın, eskimez ve sonsuz gülüşleriyle çocuklar kuşattı çevresini Mara’nın, bırakmıyorlar ellerini şen zıplayışlarla; çekmiyorlar gözlerini üzerinden güneşe özgülenmiş Ay çiçeği bakışlı şairin: Çok değil!
Çok değil; kara göründü, işte şehrin anahtarları; çocuklar işaretliyor: Çok değil!
- Kim kapatırsa göz kapaklarını sınırsız resimleri olur
Mara saklayacaktır ar bilmez elinden, ne yansıdıysa perdesine. Bildiklerinin cezbedici şaşkınlığında harcı değil; barbar koluyla kulaç atamaz bilinmeyenin denizinde, ne de gürültüye boğabilir fırtınalar kopararak. Bildikleriyle yenemez insan bilmediklerini. Teslim olmalıdır insan varlık açıklığının çağrısına. Kim kapatırsa göz kapaklarını sınırsız resimleri olur. Meçhul her an tazelenir, şairin varlıktan devşirdiği boyasıyla12 açmak için peçesini.
Üç ömür ak düşmeyen saçlarına bal yürür şairin; uçuştukça Mara’nın telleri. Fırtına istemez, şairin nefeslemesi yeter; ahengin ritmiyle kımıldanan tellerde ateşbaz düşmeden yürür. Bu görkemli varlık geçişinin karşısında dilleri tutulanlar dilsiz alfabenin işaret diline tutunup sorup dururlar, soracaklar, sorarlar: Mara kimdir, Mara kimdir, Mara kimdir?
- Kendine dönen şiir; Kana Karışan
Güneşe özgülenen ayçiçeği bakışlı şairin, sonsuzluk şiiri Mara’nın gönül tutan ahengi, kendinden geçerek kendine dönüştür; yeryüzünde insanca bir yaşamı mümkün kılmak için.13 Mara’nın kendine dönüş türküsüyle yıldızlar ağacak ve yıldızın sürse de soğuması insanlık bahçesi gibi açan bir dünya olacak.
Sonbahar yapraklarının can çeldirici dökülüşü gibi güzel düşecek Mara’nın tınıları toprağa. Serçeler cıvıldayacak, kumrular “ku ku”layacak14, kırlangıçlar salınacak havaya göçmen kuşlara karışsın için. Bir damladan kurtulmaya çalışırken başlayacak rahmet sağanağı ve yeryüzü sahnesine yağacak ayçiçeği bakışlı şairin şiiriyle sarılı rüzgâr gibi kâğıtlar15, bu varlık akışında kana karışacak öylece; çiğnemeye korkan çocuklar bilir kutsal olduğunu kâğıdın.
- Rüzgârlı yamaçlarda yıkanıyor şiir, başladı şehrayin; Yedi kat göğe yedi Yakup Merdiveni
Çocuklar eskimez güneşler çiziyor insanlık bahçesinin göğüne; gülümseyen. Kuş sürüleri ağıyor göğün yüzünde aniden, kanatların ahengi coşturuyor evreni ve özgür insanlar kendilikleriyle cuşa kapılıp semaya duruyor, her çarh vurdukça güneş gülümsüyor günebakan16 yüzünde. Kızaran avuçlar kan değil gül kesiliyor ahengiyle tınılarken çello. Dünyanın insanlık çatlağından yârin bamteline dokunan arşeler çekip incecik gümüş bir iğne fırlatıyor aya Mara; gülümseyen güneşler çizsin çocuklar diye.
Ayçiçeği bakışlı şairin her dillenişi, gönülden kopan söyleyişi, her kanat vuruşuyla tahtı yükseliyor şiirin; alnından kıvılcımlar saçarak meleklerin secde ettiği o mukaddes yere. Görkemli kaya yerinden oynuyor. Mara, yeniden kararmamak için parlamaya korkan güneş parçası gibi. Sözden ziyade musikiye yakın musikiden ziyade söze aşina, dağdan ziyade denize yakın denizden ziyade dağda sürükleyen gölgesini, yankısını ararken kelimelerin yıkandığı rüzgârlı yamaçlarda başladı şehrayin. Yedi kat göğe yedi Yakup Merdiveni17; gelinler mihrabı gümüşsü yüksekliklere çıkmak isteyen kim?
1 Kana Karışan, A. Ali Ural’ın 2022 yılına kadar yayımlanan bütün şiirlerinin yer aldığı kitabın adıdır.
2 A. Ali Ural, Kana Karışan / Toplu Şiirler, Şule Yayınları, İstanbul, Aralık 2022.
3 A. Ali Ural, Mara ve Öteki Şiirler, Şule Yayınları, İstanbul 2017.
4 A. Ali Ural’ın şiiri bir harita gibi. İnsanlık alanlarını işaretliyor. Beşerin tamahkârlığı yüzünden hayatın sayısız yanında yöresinde sırrolmuş, kendisini örtmüş insanlık alanlarını…
5 Mara, “Ceremonolu usta Antonius Stradivarius tarafından yapılan, antika ve büyüleyici bir çellodur ki hikâyesi efsaneleşmiştir. Mara, sanat değeri taşıyan kült bir kemandır aynı zamanda. Mara dışındaki üç çellodan ikisi ise Romberg ve Duport’tur. Mara kimseye ait değildir, bazı müzisyenler tarafından dönemsel olarak geçici sahiplenilmektedir. Mara’nın bakımı ve sahiplenilmesi emek ister. En ünlü sahipleri Giovanni Mara ve Cristian Poltera olmuştur. Mara, bir deniz yolculuğu sırasında geminin batmasıyla kaza geçirmiştir. Daha sonra aslına uygun olarak bir usta tarafından yeniden yapılmıştır. Cristian Poltera’ya göre Mara bir kadından daha güzel ve etkileyicidir.”
Mara Ve Öteki Şiirler Üzerine Düşünceler: /mara-ve-oteki-siirler-uzerine-dusunceler
6 Devir; “kavs-i nüzul” ve “kavs-i uruç”. İniş ve yükseliş. Kendinden geçiş; kendine geliş. Oluşun ve varolanların tümünden geçerek kendi asliyetine ulaşma yolculuğu. O’dan gelip O’na gitme. İnsanın hakiki varlığına ulaşması için tüm varlığı tecrübe etmesi. Oluş ve varlıktan geçerek başlangıca dönüş.
7 Külbe-i ahzan; “hüzünler kulübesi”. İçinde sevgili için gam çekilen kulübe, beytü’l-ahzan [Yakup peygamberin, kaybolan oğlu Yusuf’un hasretiyle ağlaya ağlaya gözlerini kaybettiği kulübeye bu ad verilmiş ve bu mânâ ile edebiyâtımıza geçmiştir]. Kubbealtı Lugatı
8 Kur’an; İbrahim, 24.
9 Ayçiçeği. Yüzü hep güneşe dönük olduğu için aya benzetilerek ayçiçeği denilmiştir günebakana.
10 İbn Arabi, Fütûhât-ı Mekkiye’nin Özeti, çev.: Ekrem Demirli, Litera Yayıncılık, İsatanbul 2015, s. 277.
11 Kur’an; İbrahim, 24.
12 “[De ki: “Hayatımız] Allah’ın boyası [ile renklenir]! Kim [hayata] Allah’tan daha güzel renk verebilir?”
Kur’an; Bakara,138.
13 Kendisiyle karşılaşmış kaç insan, kaç şair vardır şunun şurasında. A. Ali Ural kendisiyle karşılaşmış, kendiyle buluşmuş, kendileyin kendinde bir şairdir. A. Ali Ural’ın şiirleri, varlığa özgülenmiş kendinde bir şiirdir.
14 Kumruların “kû kû kû” diye ötüşleri… Ömer Hayyam’ın bir rubaisinde geçen [Dîdîm ki ber kongre’eş fâhte’î / Benşeste hemîgoft ki “kû, kû, kû, kû?] ve kumru kuğurdamasını çağrıştıran ‘kû’ sesi aynı zamanda Farsçada “nerede” anlamına gelir. Bunun tanrıyı çağırış olduğu söylenir: “Tanrım, neredesin?” gibi. Mevlâna bunun “hû hû” zikri olduğunu söyler ve insanın gafletine gönderme yapar. Leyleğin “Lek lek”inin de “sanadır, sanadır; yönelişim, hamdim sanadır,” zikri olduğu söylenmektedir.
15 Kâğıda Sarılı Rüzgâr, A. Ali Ural, Şule Yayınları, İstanbul 2022.
16 Günebakan: Ayçiçeği. Ayçiçeği bakışlı şairin çehresi.
17 Fizikte yukarı doğru genişleyerek tırmanan elektrik arklarıyla oluşan Yakup Merdiveni adlı bir düzenek vardır. Adını Yakup peygamberin [miraci] görüsünden almıştır. Hakikate açılan bir geçiş kapısı bilinmeyenle kuşatılmış insanın hep arayışı olmuştur. Yakup Merdiveni de bunun şahitlerinden biridir. Yakup peygamber Harran’a doğru yola çıkmış, yolda [Göbekli Tepe civarları olması muhtemeldir] dinlenmek istemiş. Uykuyla uyanıklık arasında göğe doğru şeffaf merdivenlerin oluştuğunu, merdivenlerden meleklerin inip insanların çıktığını görmüş ve şu ilahi sedayı işitmiş: “Burası evlatların için kutsal bir yurt olacaktır.”