BİR KALBE KULAĞINI DAYAMAK – Sadık Yalsızuçanlar


Şair, denemeci, öykücü, çevirmen, hoca, eğitmen… Ali Ural, güzel gönüllü bir insan olduğu kadar bunlardır da. Zarif, saygılı, sevgili, başkasıyla daima diyalojik bir iletişime açık kişiliğiyle de temayüz etmiştir. Şiirinde, yazısında hem geleneğe bağlıdır hem de yaşadığı devrin diline âşinâdır. Onunla tanışmak, dostluk etmek, kendi ifadesiyle, “bir kalbe kulağını dayamaktır”, ama duyan bir kulakla. Çünkü onunkisi, bir tür “gece merdiveni”dir. Merdivenin ilk basamağında bize, “bir kalbi açmaktan daha tehlikeli olan”dan söz eder. “Bir kalbin çeperlerine dokunmaktan…” Ural’dan öğrendiğimiz şey, “yolculuğun şartı”nın, “yıkanmış bir kalp” olduğudur. Bu, sanıyorum, “kalb-i selîm”dir. İnsanın elinden ancak o tutabilir, insanı yola sadece o koyabilir ve yolda doğru biçimde yürütebilir. İnsanda bir şey vardır, o temiz olursa her şey temiz olur. Bu yüzden, “zemzem ırmaklarını oraya akıtmak” gerekir. Su, kainattaki hem temiz hem temizleyici olan iki şeyden biridir. Diğeri, ehl-i beyt-i Mustafa’dır (sav). Merdivenin ise, “melekli bir gece”yle olması gerekir. Melek, hem masumiyetin, saflığın ve adanmışlığın yüceltilmesidir hem de “kudret”tir. Meleke kazanmak, insandaki meleklerin hareketlenmesidir. Bu ise ancak arınmakla mümkün olabilir, yani suyla. Gece yürüyüşü artık başlayabilir. Bunun için burak gerekir. Burak, benliğin denetlenmesidir. “Nefisleriniz bineklerinizdir, onlar size değil, siz onlara bininiz” buyruğunun imgesidir. O, bir yıldızdır, yıldızlar arasındadır. Onu izlerseniz mutlaka menzile ulaşırsınız. O, aynı zamanda kılavuzdur. Ay, herkese şavkımaz, nasıl ki “her tezgaha serilmiyorsa ipek şal.” O, kumaşın hası olduğundan her sergiye açılmaz. Ay da böyledir. Herkese görünmez. Ama, gözlüye gizli yoktur. Ay, hakikat güneşinden alır nurunu. Hilal, velayetinin; dolunaysa nübüvvetinin sembolüdür. Hilalken Hakkın sonsuz ve mutlak varlığında gaybubet eder; dolunayken halka tümüyle görünür ve yansıtır. “Kara fötr şapkalı adamlar” Beytü’l-Makdis’in sokaklarında pervasızca dolaşırken hele, aydan söz etmek için fazla iyimser olmak gerekir. Eğer, ay yeterince üzerimize ışığını salsaydı, o kara gölgeler kutsal mabedin yanına asla yaklaşamazdı. Cennet, bilgeliktir; şarap ise bünyesinde bütün yıldızları toplayan hakikat-i Muhammedîyedir. Bakın bir melek bekliyor, toprağın en gür bereketlerine susamış bir halde bekliyor. Rububiyetin imgesi olarak kıyam ile ubudiyyetin imajı olarak secde ve ikisi arasında berzah olan rüku ile Hakkın Rahman sıfatıyla arşı kuşatmasından kinaye celse bizi iki kaba yani iki âleme davet ediyor. Burası bekleyen bir merdiven basamağı. O halde sütü seçelim ta ki incir denizleri ırgalansın sonra ism-i azamı söyleyelim, Hu diyelim yani O olalım, benliğin zindanından kurtulalım, ta ki O’nun gözüyle görebilelim, O’nun kulağıyla işitebilelim. Bu yüzden Sevgili, secdede yaptığı duaların birinde, “Allahım beni nnur kıl” der. Yani beni Sen kıl. Beni benliğimin sınırlarından kurtar. Senin ahlakınla ahlaklandır. Şaraba tuz katınca sirke mi oluyor? Ali Ural, bunu, banılan sirkeyle nasıl da yanyana getiriyor ve bize âşinâ olduğumuz bir güzelliği telmih ederek bir armağanda bulunuyor. Semaların divana durduğu, nebilerin el pençe olduğu bir Varlık burası, sadece Allah var, O’nunla birlikte bir şey yok. Bir peygamberler resm-i geçidindeyiz:
Âdem, İsa, Yusuf, İdris, Harun, Musa, İbrahim…” Hikmetlerin özünü onların temsil ettikleri makamlar üzerinden okuyoruz. Onların tümünün bir serveri var, Kureyş’te parlayan Nur… Ona salat ve selam edersek, kalemlerin kağıtta yürürken çıkardıkları hışırtıyı duyabiliriz. Sevgili tekbir getirince ay ikiye bölünür ve bu her an yeni bir işte, işleyişte ve oluşta olan Büyük Sevgili’nin kutsal kıldığı Mescid-i Aksa özgürleşir. Ayı ikiye bölenlerin gürbüzlüğüyle olabilir bu ancak. İşte o zaman nebiler, Mescid-i Aksa’da saf tutarlar. Allah’ın haşyetinden yarılan ve bağrından su fışkıran taşlar gibi O’nun kutlu izinden yürürüz. Ama muallak taşı gibi boşlukta değilsek… Ali Ural, bütün varlığıyla yani kalbiyle bizi o merdivene çağırıyor. Bunun için kulağımızı kalbine dayayalım.

Teferrüc Sayı 26 2025 Ocak Şubat Mart