Bir kitap yazmak kadar o kitaba isim vermek de zor bir iştir. Tıpkı yeni doğan bir çocuğa isim verir gibi bir sürü denklem iç içe girer ve yazarı karasız bırakır. Bazı isimler önceden belirlense bile kitabın ete kemiğe büründüğü süreçte aynı karasızlık yine devredir. Acaba şu isim daha mı iyi olurdu, şu ismi koysak daha mı kuşatıcı olur ya da şu isim kitabı temsilde daha mı şık düşer…İşin içine dost tavsiyeleri de girince iş iyice çığırından çıkar, yeni doğmuş bir çocuğa her akrabanın kendince güzel bir isim yakıştırması gibi onlarca isim havada uçuşur. Bu karmaşa içinde çocuk/kitap nerdeyse isimsiz kalır. Nihayet anne, baba ya da yazar irade gösterip isim meselesini üstlenir de çocuk/kitap isimsiz kalmaktan kurtulur. Kitap isimlerinin koyulma süreci böyle işler. En azından benim açımdan böyle. Onca uğraşmama rağmen kitap isimleri konusunda pek başarılı olduğumu düşünmem. Kimi zaman işten anladığını düşündüğüm dostlardan, ağabeylerden fikir almakta da bir beis görmem. Bu işin ayrı bir yetenek gerektirdiğini bilirim. Nitekim “Şiiri Geri Çağırmak” adlı kitabımın isim babası, estetiğine çok güvendiğim Hüseyin Su’dur. Kitap ortaya çıktıktan sonra ne kadar isabetli bir iş yaptığımı anladım. Çünkü benim düşündüğüm isim Modern İnsan ve Edebiyat gibi çağrışım gücü zayıf, oldukça klasik kaçacak bir isimdi.
Kitaplara isim vermenin zorlu sürecini bildiğimden güzel kitap isimlerine hep gıptayla bakarım. Yazarların bu kadar güzel isimler bulabilmeleri benim için ciddi bir hayranlık meselesidir. Çünkü kitap ismini o kitabın bize bakan yüzü hatta gözü olarak kabul ederim. Ve o güzelliğe dalgın dalgın saatlerce bakarım. Yüz ve göz güzelse kitabın kalbi yani içeriği de güzeldir, derim. Bu kaide benim için nerdeyse şaşmazdır.
Kitaplara isim verme konusunda hayranlıkla baktığım şair ve yazarların başında Ali Ural geliyor. Kitap isimleriyle ilgili bir yarışma yapılmış mıdır bilmiyorum ama şayet böyle bir yarışma yapılsa Ali Ural’ın kitap isimleri zannederim en üst sıralarda yer alır. Çünkü Ali Ural’ın kitap isimlerinin neredeyse tamamı, çağrışım ve temsili çok güçlü isimlerden oluşuyor: Posta Kutusundaki Mızıka, Körün Parmak Uçları, Tek Kelimelik Sözlük, Bisiklet Dersleri, Satranç Oynayan Derviş, Makyaj Yapan Ölüler, Kağıda Sarılı Rüzgar, Resimde Görünmeyen, Güneşimin Önünden Çekil, Kana Karışan, Yangın Merdiveni, Raf Ömrü, Gizli Buzlanma, Kuduz Aşısı, Ay Tiradı, Peygamberin Aynaları…Bu isimler, henüz kitaplar okunmadan, kitapların içeriğinden de bağımsız olarak, okuyucunun muhayyilesinde bir sürü güzel imge oluşturacak türden. Bu isimlerle karşılaşan okuyucu, kitabı okumadan, zihninde farklı bir kitap yazmaya başlar. Güzel kitap isimlerinin bendeki karşılığı aşağı yukarı budur. Aşağıdaki notlar ise Ali Ural’ın kitap isimlerinin bendeki çağrışımlarıdır:
Posta Kutusundaki Mızıka: Bana çoktan unutulup gitmiş mektupları hatırlatır. Ya da bir gün aniden çıkıp gelecek meçhul bir mektubu. Hayatımın karanlık yerlerini aydınlatan bir dost sözü. Varlığıma anlam katacak bir müzik. Ne çok ihtiyacımız var böyle müziğe ve mektuba, demez miyiz? Keşke birileri bize de böyle mektuplar yazıp posta kutusuna bıraksa! Mektup evet, bir zamanların güvercin kanadı. Büyük anlatılar devrinin en etkili iletişim aracı: Posta Kutusundaki Kâlp.
Körün Parmak Uçları: Körlerin parmak uçları onların gözleridir. Körler parmak uçlarıyla dünyaya dokunurlar ve parmak uçlarıyla yaşarlar. Körlerin parmak uçlarıyla kalpleri arsındaki mesafe pek kısadır. Bunu şairler bilir. O yüzden modern insan parmak uçları olmayan bir kördür. Şairler bunu da bilir. Şiir şairin parmak uçlarıdır. Ve her şairin parmak uçları farklıdır.
Tek Kelimelik Sözlük: Her kitap aynı zamanda tek bir kelime değil midir? Ya da insan tek kelimelik koca bir sözlük…O yüzden tefsir ede ede bitiremiyoruz insanı…Her tefsir yeni bir sözlüğe dönüşüyor, tek kelimelik bir sözlüğe. İnsan ne kadar da kapalı bir sözlük.
Bisiklet Dersleri: Hayat bisiklet sürmeye benzer, durunca düşersin, şeklinde klasik bir söz var. Evet, durunca düşüyoruz. Fakat bisikletten alacağımız tek ders buradaki denge meselesi değildir. Bir de bisiklete binmeyi öğrenme süreci vardır ki hemen hemen hayatı öğrenme sürecine denk gelir. Düşe kalka ama hep ileriye, umutla bakarak. Bisiklet dersi biraz da hayat dersidir. Düşme durursun!
Makyaj Yapan Ölüler: İnsanoğlu tam da bu değil midir? Ölümlü yerlerimizi makyajla kapatırken ölümsüz yönümüzü hep unutmaz mıyız. Kalbimiz hep karanlıkta kalır, kalbimiz ve ruhumuz. Bedene cila, ruha asit: eşittir insanoğlu.
Kâğıda Sarılı Rüzgâr: Sadece şair muhayyilesi bu imgeye cesaret edebilir. Kâğıda sarılı rüzgâr ya da rüzgâra sarılı kâğıt…Şiirin ve şairin kudreti kağıda neyi sardığıyla ölçülür.
Resimde Görünmeyen: Bazı fotoğraflar sadece bunun için çekilir, resimde görünmeyen için. Görünmeyen değerlidir, görünür alana çıkan ise güzelliğini kaybeder. Sadece şair bilir resimde görünmeyeni. Şiir tam da resimde görünmeyenin imgesini ortaya koymak içindir. Yine de her şiir gizler onu.
Güneşimin Önünden Çekil: Bir güneş vardır bir güneşimizi kapatan birileri. Çoğunlukla da güneşimizi kapatanlar bunu lütuf olarak yaparlar. Güneş o yüzden kapkaradır: Muktedirlerin yüzüne çarpmak için…
Kana Karışan: Kana neler karışmaz ki? Zehir de şifa da…Şiirin en iyisi kana çabuk karışanıdır. Kana karışmayan şiir var mıdır? At, gitsin! İşe yaramaz. Sadece kalbin pompaladığı şiirler kana karışır.
Yangın Merdiveni: İnsanın yaşadığı bütün alanlarda bir tahliye alanı vardır. Evlerde, tünellerde, araçlarda…Bir tehlike anında o alan kullanılır. Yangın merdiveni yüksek katlı binaların emniyet şerididir. Ya içimizde harlanan yangına ne demeli? Hangi tufeyliler çıkardı onu? Nerede onun merdiveni? Dumanlar arasında boğuluyoruz…
Raf Ömrü: Hepimizin bir raf ömrü var, tıpkı nesnelerin olduğu gibi. İnsanın raf ömrü alınyazısıdır. Alınyazımızı ise sadece yazan okuyabilir. Bizler ümmiyiz, bu okuma çeşidini bilmeyiz. Hayat bu yüzden biraz trajiktir. Değil mi? Raf ömrümüzü sevelim!
Gizli Buzlanma: Dünya hayatı için bundan daha iyi bir tamlama kurulabilir mi? Yolumuzda gizli buzlanma olup olmadığını bilmeden yol alıyoruz. Alacakaranlık, tekinsizlik. Her an kaza kırıma uğrayabiliriz. Uğruyoruz da…Bir tarafımız hep kırık hep yaralı…Şiir iyileştiriyor.(mu?)
Kuduz Aşısı: Aşısız yaşanmıyor artık, kudurmuş ve üzerimize saldıran her şeye karşı. Manevi bir kuduz aşısı…Küresel anesteziye karşı da…
Peygamberin Aynaları: O aynalar olmasa kendimizi göremezdik. İyi ki vardılar. Hayat gösteren aynalar…
Teferrüc Sayı 26 2025 Ocak Şubat Mart