Kâğıttan, kalemden, mürekkepten, harflerden, iç taraşımdan, kitaba ve yazıya dair aklınıza gelen gelmeyen ne varsa onlardan inşa ettiği dünyanın merdiveni de kitaplardan ve kitaplı…
Kendini yazabildikçe/yazdığı kadar yazmanın, kendini okuyabildikçe/okudukça okumanın bilinmez derinliklerine; kendinin de bilinmez derinliklerine uzanan, aynı zamanda göğün ver yerin sınırlarına uzanan merdivenler kuruyor.
Çabasının farkında; alnı da çabasının farkında, terlerken mısraları, cümleleri, o merdivenin harflerden, kelimelerden ve imgelerden basamakları da terliyor.
İmgelerin terini de mürekkep olarak kullanıyor bir bakıma.
Yazmak eyleminin soylu biricikliğini kendinde gördüğü kadar yazmayı öğrendiği ve yazmayı örettiği başkalarında da görmenin yakınlığına ve ayrılığına hayretle bakıyor.
Şiirinin, hemen her şiirinin binasında farklı gök taşlarının, henüz kataloglara girmemiş kıymetli dil madenlerinin- elbette alışılmamış bağdaştırmaların- kullanılması “şiir evi”ni gizemli kıldığı kadar görkemli de kılıyor.
Görkem demişken, insanın onu alıp, o uzun saçlı ve geniş alınlı haliyle alıp, bir eski Türk anıtı gibi dil coğrafyamızın dağlarından birinin eteğine dikesi geliyor.
Saçları Karadeniz; bağlandığında eski, çok eski atalarını, çözüldüğünde kuzey rüzgarlarını çağırıyor.
Gözleri ise alabildiğine güney; güneyli…
Var etmenin, -insan için var etmenin- zor olanı fethetmekle ve sır olanı keşfetmekle hayat ona sırla ve zorla öğrettiğinden olacak, kolaycı ve genellemeci değil.
Niteliğin peşinde giderken, sıradandaki derinliği, sadelikteki inceliği ıskalamıyor; sıradanlığı ve sadeliği de sırlıyor.
Yüzünde boğulma endişesini atlatanların dinginliğiyle, fırtınaların dilini bilenlerin endişesi aynı ifade içinde ikinci bir yüz gibi; korku ve ümit dengesine ulaşmasının ayrı bir dinginliği var.
Kendini yeniledikçe, bir yaprağın bir dağ kadar güçlü olduğunu bilmenin- bu ve buna benzer şeyleri de elbette- hayreti de yansıyor yazdıklarına…
Yazdıkça, yazı yazgısı oluyor; yazarak dolduruyor yazgısının boş sayfalarını…
Omuzlarındaki ellerin ve kalemlerin işlemesi ürpertiyor onu…
Ürpermenin ne kadar soylu bir şey olduğunu her an hatırlatırcasına…
Yazıya göçen, yazıyla göçen, yazdıkça yeni yurtlar keşfeden bir obanın beyi olduğunu aklından çıkarmıyor.
Teferrüc Sayı 26 2025 Ocak Şubat Mart